top of page

Heliodorus'un Aethiopica'sı

Güncelleme tarihi: 17 dakika önce

Heliodorus'un Aethiopica romanını elime alıp okumaya başladıktan sonra kendimi peş peşe sorular sorarken buldum. Thyamis kimdir? Hikâye neden birdenbire Atinalı Cnemon'a geçti? Daha önce tanıtılan karakterler bile tam olarak açıklanmamışken neden yepyeni kişiler ortaya çıktı?


Heliodorus, okurlarından sabır rica ediyor. Her şeyi hemen açıklamayı reddediyor. Zira, okurların hikâyeyi zihinlerinde kendilerinin kurmasını istiyor. Başlangıçta düzensiz gibi görünen anlatı son derece sofistike bir edebî kurguya dönüşüyor.



Modern romanın ortaya çıkışından yaklaşık on iki yüzyıl önce yaşamış bir yazar nasıl olur da bu derecede sofistike bir roman kurgusu yaratabilmişti? Sorunun cevabı, Heliodorus'u yaratan uygarlıkta yer alıyor.


Heliodorus, gayet kozmopolit bir dünyanın bir parçasıydı. Büyük olasılıkla M.S. 4. yüzyılda Roma Suriyesi'ndeki Emesa'da yaamış ve Küçük Asya'dan Mısır'a kadar uzanan Yunanca konuşan entelektüel dünyanın mensubuydu. Sonraki dönem geleneklerinin kendisini bir Hıristiyan piskoposu olarak tanımlaması doğru mu, yanlış mı bilemiyoruz. Ancak roman, Yunan mitolojisine, Mısır rahiplik geleneğine, Homeros şiirine ve Etiyopya krallığına hâkim bir yazarın kaleminden çıktığını gösteriyor.


Bu kozmopolit entelektüel dünyayı, Kalasiris'in Homeros'un aslında Mısırlı olduğu yönündeki şaşırtıcı iddiasından daha iyi gösteren bir örnek var mıdır? Böyle bir iddiaya romanda yer vererek Heliodorus bizi farklı bir soru sormaya davet ediyor. Eğitimli bir Mısırlı rahip, Helen dünyasının en büyük şairini nasıl bu kadar rahat bir şekilde Mısır'ın entelektüel geleneğine dahil edebilmektedir? Bu bölüm, Geç Antik Çağ Akdeniz'inde farklı entelektüel geleneklerin bilgeliğin ve kültürel otoritenin kökenine sahip çıkmak için birbirleriyle rekabet ettiğini gösteriyor.


The Aethiopica
The Aethiopica

Heliodorus, Yunanca konuşulan Doğu Akdeniz'de yüzyıllar boyunca gelişerek olgunlaşmış zengin bir düzyazı kurgu geleneğini devralmıştı. Aethiopica, antik roman geleneğinin sanatsal bakımdan ulaştığı bir doruk niteliğinde.


Geleneğin kökleri Helenistik döneme uzanıyor. En erken dönüm noktalarından biri, M.Ö. 2. yüzyılda Miletoslu Aristides tarafından kaleme alınan Miletos Öyküleri (Milesiaka) idi. Eser günümüze ulaşmamış olsa da antik kaynaklar, macera, erotik entrika, yolculuk ve sürprizlerle dolu bu öykülerin büyük bir popülerlik kazandığını ve daha sonra Cornelius Sisenna tarafından Latinceye çevrildiğini göstermektedir.


M.S. 1. ve 2. yüzyıllarda Doğu Akdeniz güçlü bir romancı kuşağı yetiştirmişti. Aphrodisiaslı Chariton, günümüze ulaşan en eski tam Yunanca roman kabul edilen Callirhoe'yi yazdı. Efesli Xenophon Ephesiaca'yı kaleme aldı. Achilles Tatius, Leucippe ve Clitophon'u yazdı. Longus, pastoral edebiyatın başyapıtlarından biri olan Daphnis ve Chloe'yi edebiyat tarihine kazıdı. Büyük olasılıkla 4. yüzyılda yaşamış Emesalı Heliodorus, bu edebiyat türünü muhtemelen daha önce görülmemiş bir sanatsal olgunluk düzeyine taşıdı.



Bu yazarların neredeyse hiçbirinin Klasik Atina'dan ya da Roma'dan gelmemiş olması dikkat çekicidir. Bu yazarlar Aphrodisias, Efes, Suriye ve Doğu Roma İmparatorluğu'nun diğer merkezlerinden çıkmışlardır.


Geç Antik Çağ'a gelindiğinde, Yunan edebiyat kültürünün entelektüel ağırlık merkezi doğuya kaymıştı. Yunanca, Batı Anadolu'dan Mısır ve Suriye'ye kadar uzanan coğrafyada eğitimin ortak dili idi. Uzun ve karmaşık düzyazı anlatıları büyük kentler, kütüphaneler, retorik okulları ve varlıklı kentli elitler arasında bir okur kitlesi yaratmıştı.


Antik roman, tarihin ilk kozmopolit edebiyat dünyalarından birinde doğdu. Bu tarihsel ortam, Aethiopica'nın birçok özelliğini açıklamaktadır.


Romanın coğrafyası Tesalya ve Delphi'den başlayarak Mısır'a ve Nubya'daki Meroë Krallığı'na kadar uzanır. Yunan aristokratları, Mısırlı rahipler, Etiyopyalı kraliyet mensupları, Atinalı sürgünler ve haydut reisleri aynı anlatının içinde buluşurlar. Heliodorus ve okurları için bu hareketlilik, yüzyıllar süren Helenistik yayılmanın ve Roma'nın siyasi bütünleşmesinin yarattığı birbirine bağlı Akdeniz dünyasının bir yansımasıdır. Diğer bir ifadeyle romanı okurken, o günlerin tarihsel atmosferi içindeki havayı soluyorsunuz.


Roma Akdeniz'i geniş, çok dilli ve birbirine sıkı sıkıya bağlı bir dünyaydı. Tüccarlar, diplomatlar, rahipler, atletler, hacılar, bilginler ve askerler siyasi ve kültürel sınırların ötesine geçmişlerdi. Haber ve bilgi parçalı bir şekilde dolaşıyordu. İnsanlar, geçmişlerini bilmedikleri yabancılarla karşılaşabiliyordu. Kimlikler, çok katmanlı bir yapı kazanıyordu.


Heliodorus'un anlatısı bu siyasal, sosyal ve kültürel havayı yansıyıyor. Karakterler, açıklama yapılmadan sahneye çıkıyor. Hikâyeler, beklenmedik bir biçimde kesişiyor. Farklı kültürler doğal bir şekilde karşılaşıyor. Okurlar ise, yalnızca bilgi parçacıklarına sahipler ve bütünü kendileri oluşturmak zorundalar. Romanın mimarisi, romanı ortaya çıkaran uygarlığın mimarisini yansıtıyor. Heliodorus'un başarısı sanıyorum ki bu karmaşık kurgu.


Romanın kahramanı Chariclea bu karmaşıklığın somutlaşmış hâli. Biyolojik olarak Etiyopyalı, kültürel olarak Yunan ve Delphi'nin dinsel gelenekleri içinde yetişmiştir. Kimliği tek bir kategoriye indirgenemez. Heliodorus, soy, dil, eğitim ve siyasal aidiyetin her zaman örtüşmediğini anlatıyor. Bu sorular bugün de günceldir. Geç Antik Çağ'da bile bir roman kurgusu etrafında tartışılmaya başlanmış.


Heliodorus'un anlatı tekniği de son derecede dikkat çekici. Hikâyeye başından başlamıyor. Romana, olayların ortalarından giriyor. Açılış sahnesi, Mısır kıyısındaki gizemli bir katliamı tasvir ediyor. Okur, hiçbir şey bilmeden ama merakla romana başlıyor. Hikâye ilerliyor, ardından iç içe geçmiş anlatılar aracılığıyla geriye dönüyor. Cnemon, Atina'dan sürgün edilişini anlatıyor. Daha sonra Kalasiris daha da eski olayları aktarıyor. Her yeni açıklama, daha önce okuduklarımızı yeniden yorumlamamıza imkan sağlıyor.


Heliodorus bu anlatım tekniklerini bundan on iki yüzyıldan daha uzun bir süre önce kullanıyordu. Yalnızca "bundan sonra ne olacak?" sorusuyla değil, "aslında ne olmuştu?" sorusuyla da merak uyandırıyor. Okur, pasif bir izleyici değil, olayları araştıran bir meraklıya dönüşüyor.


Heliodorus'un etkisi antik çağın çok ötesine de uzandı. Romanı Bizans'ta yaşamaya devam etti. Rönesans döneminde yeniden keşfedildi. Avrupalı hümanistler tarafından antik düzyazının en hayranlık uyandıran eserlerinden biri olarak kabul edildi. Sir Philip Sidney, Arcadia adlı eserinde Yunan romans geleneğinden ilham aldı. 17. yüzyıl Fransız kahramanlık romanları da Heliodorus'un anlatı mimarisinden büyük ölçüde yararlandı.


Rönesans döneminde Yunan romanlarının yeniden keşfedilmesi, Avrupa edebiyatına sofistike düzyazı anlatım tarzını yeniden kazandırdı. Bu etkinin izleri özellikle Rönesans romanslarında ve 17. yüzyıl kahramanlık romanlarında görülmektedir. Bu yazarlar Heliodorus'un anlatım kurgusunu kendi eserlerine uyarlamışlardır. Böylece bu gelenek, modern Avrupa romanının ortaya çıkmasına katkıda bulunan kaynaklardan biri hâline gelmiştir.


Cervantes, geleneksel olarak modern romanın kurucusu kabul edilir. Cervantes’in devraldığı düzyazı kurgu geleneği yüzyıllar boyunca süren edebî deneylerin ürünüydü. Bu gelenek, antik Yunan romanslarını, Orta Çağ şövalye hikâyelerini, İtalyan novella geleneğini ve İspanyol pikaresk romanını kapsıyordu. Don Quixote'den önce Heliodorus vardı. Heliodorus'tan önce Chariton, Efesli Xenophon ve Achilles Tatius vardı. Onlardan önce ise Aristides'in bugün kayıp olan Miletos Öyküleri bulunuyordu.


Nasıl ki Parthenon Klasik Atina'nın siyasi özgüvenini, Gotik katedral Orta Çağ Avrupa'sının dinî tahayyülünü yansıtıyorsa, Heliodorus'un başyapıtı da ticaret, seyahat, eğitim ve kültürel etkileşimle birbirine bağlanmış bir Akdeniz dünyasını yansıtmaktadır. Antik roman, Akdeniz'in ilk büyük kozmopolit uygarlığının ortaya çıkardığı en sofistike edebî ifadelerden biriydi.



Yorumlar


© Arda Tunca. Tüm hakları saklıdır.

Aksi belirtilmedikçe, bu sitedeki içerikler yazılı izin alınmadan çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya başka bir yerde yayımlanamaz.

bottom of page