Muhalefetin Krizi mi, Siyasal Meşruiyet Sorunu mu?
- Arda Tunca
- 17 dakika önce
- 2 dakikada okunur
Mutlak butlan kararı sonrası Türkiye’deki siyasi tablo önemli ölçüde değişmiştir.
İktidarın ana muhalefet partisini istikrarsızlaştırma çabaları, kuvvetler ayrılığı ilkesinin büyük ölçüde ortadan kalktığı bir düzende başarıya ulaşmıştır. Bu süreç yalnızca CHP içindeki dengeleri değil, Türkiye’de siyasal rekabetin niteliğini de değiştirmiştir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidar ile ortak hareket ettiği yönündeki şüpheler, kaybedilen 13 seçim boyunca muhalif seçmen tabanında giderek büyümüştü. Bugün gelinen noktada ise, bu şüpheler birçok seçmen açısından adeta tescillenmiştir.
Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP, büyük ölçüde sağa çekilmişti. Bugün söz edilen “arınma”nın hiçbir bir ideolojik yönü bulunmamaktadır. Arınma söyleminin CHP seçmeninde bir karşılık üretmesi mümkün değildir. Seçmen, büyük ölçüde kimin iktidara geleceğinden çok, AKP’nin artık iktidardan gitmesine odaklanmış durumdadır. Son yapılan yerel seçimlerde birinci parti konumuna gelmiş CHP umudu halk nezdinde psikolojik bir yıkım ve öfke yaratmıştır.
Türkiye’nin büyük sorunu siyasal meşruiyet üretim mekanizmasının büyük bir hasar almış olmasıdır. Demokratik sistemler yalnızca sandıkla ayakta kalmaz. Seçim rekabetinin adil olduğuna, muhalefetin bağımsız hareket edebildiğine, yargının siyasi süreçlerin dışında kaldığına ve iktidarın değişebilir olduğuna dair toplumsal inançla ayakta kalırlar. Türkiye’de, son yıllarda aşınan temel unsur budur.
Muhalif seçmenin önemli bir bölümü artık yalnızca seçim sonuçlarına değil, siyasal süreçlerin kendisine kuşkuyla yaklaşmaktadır. Muhalefet partilerinin iç dengelerinin bile dış müdahalelerden bağımsız olmadığı düşüncesi giderek yaygınlaşmaktadır. Bu durum, siyasal sistemin meşruiyet zemininin aşınmasına yol açmaktadır. Demokrasi sadece hukuki prosedürlerden değil, toplumsal güven duygusundan da beslenir. Güven aşındığında, sistem biçimsel olarak devam etse bile siyasal meşruiyet zayıflar. Bu nedenle, yaşanan kriz yalnızca CHP’nin iç meselesi değildir. Sorun, Türkiye’de siyasal rekabetin ne ölçüde gerçek bir rekabet olarak algılandığıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidarı hedef alan açıklamalarının muhalif seçmenin önemli bir bölümü tarafından inandırıcı bulunması artık son derece zor görünmektedir. Seçmenin önemli bir bölümü artık Kılıçdaroğlu’nu iktidara karşı mücadele eden bir siyasi aktör olarak değil, mevcut düzenin kontrollü bir parçası olarak görmektedir. Bu nedenle, Kılıçdaroğlu’nun iktidarı eleştiren söylemleri artık geniş bir seçmen kitlesi tarafından siyasal tiyatronun bir parçası olarak değerlendirilecektir. Muhalif seçmen açısından mesele artık söylenen sözlerden çok, siyasal pozisyonların pratik sonuçlarıdır.
Türkiye’de ortaya çıkan yapı, siyaset bilimi literatüründe “rekabetçi otoriterlik” olarak tanımlanan modellere giderek daha fazla benzemektedir. Bu tür sistemlerde seçimler tamamen ortadan kalkmaz. Ancak, devlet gücü iktidar lehine asimetrik biçimde kullanılmaya başlanır.
Yapılacak ilk seçimin AKP ve Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP arasında gerçekleşmesi büyük bir olasılıktır. Zira, Özgür Özel ve kadrosunun yeni bir parti ile seçime hazırlanması zaman faktörü nedeniyle pek mümkün görünmemektedir.
CHP içinde kısa vadede bir kurultay olasılığı da düşüktür. İktidar ile ortak hareket eden bir CHP yönetiminin kurultay tarihini mümkün olduğu kadar öteleyeceği açıktır.
Tüm koşullar, ilk seçim açısından AKP dışında güçlü bir alternatifi açık bırakmamaktadır. Yapılacak ilk seçimde, Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin ağır bir hezimete uğraması güçlü bir olasılıktır.
Peki, Kemal Kılıçdaroğlu’nun haklı olduğu bazı noktalar varsa bile izlediği yöntem ahlaki açıdan savunulabilir mi? Kesinlikle hayır. Bu konudaki değerlendirmemi daha önce şu yazıda ayrıntılı biçimde ele almıştım: Türkiye'nin Büyük Sorunu: CHP Seçim Kazandı
İlk seçim kaybedilecektir. Ancak, sonraki süreçte Özgür Özel ekibinin siyasal şansı artabilir. Türkiye’nin siyasi tarihinde mağdur durumuna düşen hareketlerin zaman içinde yeniden güç kazandığı çok sayıda örnek bulunmaktadır.
Özetle, iktidar değişimi isteyen seçmen için kısa vadede pek umutlu bir siyasal manzara söz konusu değildir. Orta ve Uzun vadede ise, demokrasi bugün tahayyül dahi edilemeyecek hasarlar almazsa, muhalefet lehine sonuçlar üretme potansiyeline bugünden sahiptir. Yaş avantajı da Özgür Özel ve ekibinde bulunuyor.