Gücün Yanılsaması
- Arda Tunca
- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur
Bu dil, caydırıcılığa ya da müzakereye ait olamaz. Bu, topyekûn yıkımın dilidir. Devletler, liderler ve ülkeler birbirleriyle derin ve ciddi sorunlar yaşayabilir. Ancak, bir uygarlığı bütünüyle ortadan kaldırma fikri ancak katliam olarak tanımlanabilir. Bu savaş, resmi Amerikan resmi makamlarınca dahi adeta bir Haçlı seferi olarak anlatılmaktadır.
Bu çerçevede güç, strateji ya da devlet yönetimiyle ilgili olmaktan çıkmaktadır. Bir yok etme dili konuşulmaktadır. Hürmüz Boğazı’na yönelik tehditler ve kesin talepler, bu yaklaşımın istikrar değil tırmanma üzerine kurulu olduğunu ortaya koyamaktadır.
Parçalanmış İttifaklar
Bu çatışmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, ABD’nin müttefikleriyle ilişkilerinde ortaya çıkan açık gerilimdir. İspanya, Fransa ve İtalya’nın da aralarında bulunduğu bazı Avrupa ülkeleri, hava sahalarını kapatarak, üst geçişlere izin vermeyerek ya da iniş haklarını reddederek, savaşa bağlı ABD askeri hareketlerini kısıtladı veya engelledi.
Batı ittifakında operasyonel uyum bozulmuştur. Hava sahasının reddedilmesi, hem hedefler hem de yöntemler konusunda açık bir ayrışma ve uzlaşmazlık olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu açıdan bakıldığında savaş, daha derin bir kırılmayı gözler önüne sermektedir: ABD’nin, gerilimi tırmanmaya dayalı bir strateji etrafında müttefiklerini seferber etme kapasitesinin sınırları.
Taktik Hasar, Stratejik Dayanıklılık
Çeşitli raporlara göre, ABD ve İsrail’in saldırıları İran genelinde altyapıyı ve sanayi tesislerini hedef almıştır. Ancak, İran açısından bu askeri yıpranma stratejik bir yenilgiye dönüşmemiştir.
İran temel kapasitesini korumuştur. Şokları absorbe edebildiğini, iç kontrolünü sürdürebildiğini ve stratejik ortamı şekillendirmeye devam edebildiğini göstermiştir. En önemlisi, müzakereleri açık bir teslimiyet anlamına gelmeyen koşullar altında zorlamıştır.
Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol, tartışmalı koşullar altında dahi kritik bir kaldıraç olmaya devam etmektedir. Bölgesel altyapıyı tehdit edebilme ve enerji akışlarını kesintiye uğratabilme kapasitesi, İran’a konvansiyonel askeri gücünün ötesinde asimetrik bir etki alanı sağlamaktadır.
Ortaya çıkan tablo bir paradokstur: zayıflamış bir askeri kapasiteye rağmen devam eden ve bazı açılardan güçlenen bir stratejik kaldıraç.
İran’da Rejim mi Değişti?
Savaşın siyasi bir dönüşümü tetikleyebileceğine dair tekrar eden beklentilere rağmen herhangi bir rejim değişikliği gerçekleşmemiştir.
İran devleti ayakta kalmıştır. Yönetim otoritesini sürdürmektedir ve sistematik bir çöküşe dair herhangi bir işaret yoktur. Askeri baskının siyasi yeniden yapılanmaya yol açacağı yönündeki beklenti—örtük ya da açık—gerçekleşmemiştir.
Bu durum, ilan edilen ya da ima edilen hedeflerle ortaya çıkan sonuçlar arasındaki farkı göstermekte ve izlenen stratejinin sınırlarını anlamak açısından önemlidir.
Kaynak Temelli Güç
Askeri eylemlerin yanı sıra, savaş etrafında kullanılan dil de farklı bir güç anlayışını ortaya koymaktadır. ABD’nin İran’da “petrolü alabileceği” yönündeki ifadeler, merkantilist ve bir yaklaşımı,vahşi ve uygarlık dışı bir güç anlayışıyla birlikte yansıtmaktadır.
ABD’nin tavrı, doğal kaynaklara erişimin—hidrokarbonlar ya da kritik mineraller—dış politikanın temel belirleyicisi haline geldiği daha geniş bir eğilimin parçasıdır. Grönland ve stratejik mineral rezervleri etrafındaki tartışmalar da aynı mantığı yansıtmaktadır.
Bu çerçevede, toprak, altyapı ve doğal kaynaklar artık uluslararası kurallar sisteminin unsurları olarak değil, güvence altına alınması, kontrol edilmesi ya da el konulması gereken varlıklar olarak görülmektedir. Bu yaklaşım, ittifak temelli koordinasyonun yerleşik normlarından uzaklaşmayı ifade etmektedir.
Zorlayıcı Gücün Sınırları
Bu savaş, zorlayıcı gücün sınırlarını ortaya koymaktadır.
Zorlayıcı güç maliyet yaratabilir. Kapasiteleri aşındırabilir. Tarafları masaya oturmaya zorlayabilir. Ancak, başlangıçtaki hedeflerle uyumlu siyasi sonuçlar üretmeyi garanti etmez.
Bu durumda, ABD taktik başarılar elde etmiş ancak belirleyici bir stratejik dönüşümü sağlayamamıştır. İran şoku absorbe etmiş, rejimini korumuş ve anlamlı bir kaldıraç gücünü elinde tutmuştur. Aynı zamanda ABD’nin müttefikleriyle olan ittifak uyumu zayıflamış ve izlenen stratejinin meşruiyeti sorgulanır hale gelmiştir.
Ortaya çıkan sonuç klasik anlamda bir zafer ya da yenilgi değil, araçlar ile amaçlar arasındaki uyumsuzluktur.
Dayanıklılık, uluslararası ticarette verimliliğin yerini almıştır. Uluslararası ticaret ciddi şekilde zarar görmüştür. Enflasyonist baskılar artmaktadır. Ekonomiler yavaşlamıştır. Savaş iki haftalık ateşkes süresinin sonunda sona erse bile etkileri hissedilmeye devam edecektir. Öngörülemez bir Trump, dünya ekonomisinin seyrini giderek daha belirsiz hale getirmiştir. Ülkeler ve bölgeler yeni stratejik planlar geliştirmek zorunda kalacaktır. Bu savaşın etkileri derin olmuştur ve olmaya devam edecektir.
Bu çatışma, çağdaş jeopolitiğin daha derin bir gerilimini ortaya koymaktadır. Ezici güç kullanımı ve aşırı retorik, bir hakimiyet kurma girişimini yansıtmaktadır. Ancak, ortaya çıkan sonuçlar, rakiplerin dayanıklılığını ve parçalanmış ittifaklar ile karmaşık bölgesel dinamiklerin dayattığı sınırları gözler önüne sermektedir.



Yorumlar