top of page

İran, Boğazlar ve Kaldıraç

İran’ı zayıflatmayı hedefleyen bu savaş, bölgede gücün işleyişini tersine çeviriyor.


Ortadoğu’daki mevcut çatışma yaygın olarak İran’ı zayıflatma girişimi olarak görülüyor. Ancak gelişmeler farklı bir yöne işaret ediyor. Savaş, bölgede güç yapısını yeniden şekillendiriyor. İran’ı konvansiyonel anlamda güçlendirmiyor. Bunun yerine, kırılgan bir sistem içinde kaldıraç gücünü artırıyor.


Güç genellikle askerî kapasite ya da toprak kontrolü olarak anlaşılır. Ancak mevcut bağlamda etki, giderek daha fazla kritik unsurları (enerji, deniz taşımacılığı ve altyapıyı) etkileme kapasitesi üzerinden ortaya çıkıyor. İran’ın sonuçları değiştirmek için bölgede askerî olarak hâkimiyet kurmasına gerek yok. Küresel sistemin kilit düğüm noktalarını bozması yeterli.


Küresel petrol ve doğalgaz sevkiyatının yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçmekte. Kısmi bir aksama bile fiyatlarda keskin artışlara, gemilerin rotalarının değiştirilmesine ve sigorta maliyetlerinin yükselmesine yol açıyor. Etki, bölgenin çok ötesine uzanıyor. Enerji piyasaları alt üst oluyor, navlun maliyetleri artıyor ve gıda fiyatları yükseliyor. Yerel bir çatışma gibi görünen şey hızla küresel bir ekonomik sarsıntıya dönüşüyor.


Yemen’in çatışmaya dahil olması, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Bab el-Mendeb Boğazı’nda ikinci bir darboğaz riski yarattı. Hürmüz ve Bab el-Mendeb’in aynı anda durması, küresel ticareti çok ağır vurur. Gemiler Ümit Burnu’na yönlendirilmek zorunda kalır. Bu da transit sürelerini haftalarca uzatır ve maliyetleri önemli ölçüde artırır. Böyle bir durumda sistem sorunsuz bir şekilde uyum sağlayamaz. Düzen istikrarsız hale gelir.


Amaç İran’ı zayıflatmak olabilir. Ancak sistemin yapısı, İran’ın sınırlı müdahalelerle büyük etkiler yaratmasına imkân veriyor. Sonuç asimetrik bir kaldıraç gücü. İran’ın deniz yollarına doğrudan ya da dolaylı müdahale kapasitesi, küresel enerji akışları ve tedarik zincirleri üzerinden büyük etki yaratıyor. Bu etki sürekli bir kontrol gerektirmiyor. Geçici bir aksama bile yeterli.


Gelişmeler Körfez ekonomilerinin kırılganlığını da gözler önüne seriyor. Bu ülkeler küresel enerji sistemine entegre ve istikrarlı altyapıya bağımlı. Elektrik sistemleri, deniz suyunu tuzdan arındırma tesisleri ve ihracat terminalleri birbirine bağlı bir ağ oluşturuyor. Bu ağın bir bileşenindeki aksama diğerlerini hızla etkileyebilir. Birçok Körfez ülkesinde içme suyunun büyük bölümü deniz suyunun tuzdan arındırılması yoluyla sağlanıyor. Bu nedenle, elektrik sadece ekonomik bir girdi değil. Gündelik yaşamın temel koşulu. Enerji altyapısına yönelik tehditler, enerji piyasalarının ötesine geçerek temel insani güvenliği tehlikeye atabilecek bir noktada.


Savaş, dış aktörlerin tırmanmayı yönetmekte zorlandığını gösteriyor. Politikalar baskı ile müzakere arasında gidip geliyor. Büyük güçler arasındaki koordinasyonda kopuşlar ve kırılmalar söz konusu. Bölgesel aracıların devreye girmesi de savaşın bitişine dair bir öngörü sunmaya yetmiyor. Öngörülebilirlik halen düşük düzeyde.


Bir ateşkes sağlansa bile çatışmanın etkileri sürecektir. Enerji altyapısındaki hasar kısa sürede giderilemez. Saldırılar nedeniyle aksayan liman operasyonlarının toparlanması zaman alır. Hammadde eksikliği nedeniyle üretimi azaltan ya da durduran rafineriler hemen tam kapasiteye dönemez. Sistem bir zincir gibi işliyor ve zincirin bir halkasındaki gecikme tüm sürece yayılır. Bu nedenle enerji piyasalarının, siyasi koşullar elverişli olsa bile, bir süre daha sıkı kalması muhtemeldir.


Gelişmeler İran’ı açık bir şekilde zayıflatmıyor. Bunun yerine, etkinin nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Askerî baskı, sistemik kaldıraç gücüne dönüşüyor. Aynı zamanda küresel ekonomik sistemin kırılganlıkları (kritik rotalara ve sıkı entegre olmuş tedarik zincirlerine bağımlılığı) daha görünür hale geliyor.


Mevcut an, darboğaz riskleri, altyapı kırılganlıkları, enerji piyasası oynaklığı ve sınırlı koordinasyon kapasitesi gibi unsurları aynı anda bir araya getirdiği için önemli. Bu unsurların etkileşimi toplam etkiyi büyütüyor.


Sonuç olarak, riski azaltmayı amaçlayan eylemler belirli koşullar altında riski artırabilir. Bir rakibi zayıflatma çabası, uygun koşullarda ona yeni bir etki alanı açabilir. Bu anlamda çatışma yalnızca Ortadoğu’daki güç dengesiyle ilgili değildir. Küresel ekonomide güç ile karşılıklı bağımlılık arasındaki ilişkiyle bire bir ilgilidir.


Konvansiyonel üstünlük arayışı yerine İran, sistem üzerinde maksimum etki yaratacak noktalara odaklanmıştır. Darboğazları, dolaylı aksama mekanizmalarını ve enerji ile lojistiğin birbirine bağlılığını kullanarak, maddi kapasitesinin ötesinde etkiler üretmiştir. Bu, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından öngörülen bir sonuç değildi. Ortaya çıkan manzara bu yönde mesaj veriyor.


Beklenti, baskının İran’ı zayıflatacağı yönündeydi. Bunun yerine İran, küresel sistemin yapısına uyum sağlamış ve onu bir kaldıraç kaynağına dönüştürmüş durumda. Bu dinamik yalnızca İran’a özgü değil. Karşılıklı bağımlılığın yüksek olduğu küresel ekonomide gücün nasıl kullanıldığına dair daha geniş bir dönüşümü yansıtıyor.

Yorumlar


© Arda Tunca. Tüm hakları saklıdır.

Aksi belirtilmedikçe, bu sitedeki içerikler yazılı izin alınmadan çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya başka bir yerde yayımlanamaz.

bottom of page