top of page

Küresel Ekonomi Politiğin Yapısal Dönüşümü

Küresel düzen artık ortak kurallar etrafında örgütlenmiyor. Giderek daha fazla güç ilişkileri, pazarlık ve tek taraflı adımlar tarafından şekillendiriliyor. Ticaret, finans, teknoloji ve güvenlik istikrarlı çerçeveler üzerinden koordine edilmiyor. Siyasal bir yeniden hizalanma söz konusu.


Son dönemdeki transatlantik gelişmeler söz konusu dönüşümü açık biçimde görünür kılıyor. Hisse senedi piyasalarının sert biçimde düşmesi ve devlet tahvili faizlerinin yükselmesi, enflasyon ya da büyüme beklentilerindeki değişimlerden değil, diplomatik çıkar ilişkilerinden, tarife tehditlerinden ve toprak kazanımı iddialarından kaynaklandı. AB–ABD ticaret anlaşmalarının askıya alınması, Avrupa mallarına yönelik cezalandırıcı tarifeler tehdidi ve ticaret politikasının siyasal anlaşmazlıklara karşı bir araç olarak kullanılması kural temelli koordinasyondan açık bir kopuşa işaret ediyor.


Bu, sıradan bir oynaklık değil. Önemli olan, değişimin kaynağı. Piyasalar giderek kurumsal kurallar yerine tek taraflı siyasal kararlar tarafından şekilleniyor. Şoklar, siyasal konumlanmaya bağlı olarak farklı sonuçlar üretiyor. Bu, mevcut bir düzen içindeki istikrarsızlık değil, kuralların yerini gücün almasıdır.


ABD’nin Trump döneminde izlediği politikalar, merkantilist mantığı ve sömürgeci uygulamaları hatırlatıyor. Ticaret yaptırımları, toprak söylemi ve güvenlik taahhütleri pazarlık araçları olarak ele alınıyor.


Barbarlık bir düzensizlik olarak değil, politika olarak geri dönmüş durumda.

Grönland’a ilişkin açıklamalar, Kanada’nın “51. eyalet” olarak anılması ve Venezuela üzerindeki iddialar diplomatik kazalar değil. Bunlar, sınırların, ittifakların ve egemenliğin pazarlığa açık araçlar olarak görüldüğü bir dünya görüşünü yansıtıyor. Bu durum, piyasalar ve kurumlar için geçerli olan işleyiş ortamını köklü biçimde değiştiriyor.


Siyasal Kısa Vadeciliğin Yükselişi


Siyasetin zaman kavramına ilişkin ufku önemli ölçüde kısaldı. Seçim hesapları ekonomik ve kurumsal karar alma süreçlerine hâkim durumda. Uzun vadeli taahhütler sorgulanır halde.


Trump’ın yürütme gücünün seçimlerin yapılmasına dair şüpheler dile getirmesi ya da anayasal sürekliliğe kayıtsızlık sinyalleri vermesi belirsizliği sistemik hale getiriyor. Mesele, siyasal kutuplaşma ile ilgili değil, en temel kurumsal dayanağın aşınmasıyla ilgili: düzenli siyasal devir teslim.


ABD’de ara seçimlerin ertelenmesine dair açıklamalar ve bağımsız kurumlar üzerindeki yürütme baskısı, demokratik düzen açısından bir darbe anlamına geliyor. İstikrarlı anayasal sınırlar içinde çalışmak üzere tasarlanmış kurumlar bu sınırların ötesine itiliyor. Durum, ekonomik beklentileri, yatırım davranışlarını ve uluslararası itibarı doğrudan etkiliyor.


Bir İşleyiş Koşulu Olarak Radikal Belirsizlik


Risk ile belirsizlik arasındaki klasik ayrımlar mevcut ortamı açıklamakta yetersiz kalıyor. Bugün sorun, olasılıkların hesaplanmasının zor olması değil, mümkün sonuçlar kümesinin kendisinin istikrarsız hale gelmiş olması.


Gelinen nokta, tahminlerin kurumlar arasında eş zamanlı olarak neden başarısız olduğunu açıklıyor. Politika niyetleri makul görünse bile neden güvenilirliğin aşındığını da açıklıyor. Mesele analitik yetersizlik değil, yapısal dönüşüm.


Dünyanın en yoksul ülkelerinde aşırı yoksulluğun azaltılmasındaki duraksama da aynı tablonun bir parçası. Önceki on yıllarda aşırı yoksulluğun dramatik biçimde azalması kurumsal sürekliliğe, küresel koordinasyona ve ticaret ile finansmana öngörülebilir erişime dayanıyordu. Parçalanma derinleştikçe ve kalkınma politikaları jeopolitik rekabete feda edildikçe, bu koşullar ortadan kalkıyor. Yaşanan geri dönüş bir tesadüf ya da arızi bir gelişme değil.


Kurumsal Tepkiler ve Sınırları


Yapısal uyumsuzluklar karşısında kurumlar savunmacı tepkiler veriyor. Yetki merkezileştiriliyor. Kuralların yerini takdir alıyor. Kontroller sıkılaştırılıyor ve bu, çoğu zaman meşruiyet pahasına gerçekleşiyor.


Bir yandan da teknokratik aktörler güven telkin ederek sürekliliği korumaya çalışıyor. Maliye bakanları ve merkez bankaları sükûnet çağrısı yaparken, siyasal liderler tehdidin dozunu artırıyor. Bu çelişkili sinyaller beklentileri istikrara kavuşturmuyor, aksine zayıflatıyor.


Tepkiler, kısa vadede düzensizliği sınırlayabilir. Ancak, altta yatan sorunu elbette çözemez. Güç yoğunlaşırken güven aşınıyor, kırılganlıklar artıyor.


Yapısal Değişim Sonrasında Yönetişimi Yeniden Düşünmek


Asıl mesele, önceki işleyiş koşullarını yeniden tesis etmek değil. O dünya artık yok.

Mevcut ortamda yönetişim, koordinasyonun, sürekliliğin ve otomatik yakınsamanın artık varsayılamayacağını kabul etmeyi gerektiriyor. Piyasalar, devletler ve kurumlar yapısal olarak farklı bir ortamda etkileşim içinde.


Bugünkü küresel düzensizlik geçici bir sapma ya da bireysel liderlik hatası olarak okunamaz. Bu durum, miras kalan çerçeveleri giderek etkisiz hale getiren daha derin bir yapısal dönüşümün sonucudur.


Neoliberal düzen yalnızca devletleri ve toplumları zayıflatmadı. Dayanıklılık yerine verimliliği, kurumlar yerine piyasaları, uzun vadeli istikrar yerine kısa vadeli kazançları önceleyerek küresel ortamın kendisini yeniden şekillendirdi.


Tarih, doğrusal değildir ve patika bağımlıdır. Bugün tanık olduklarımız şaşırtıcı değildir. Bu, artık yönetecek kapasiteye sahip olmadığı bir dünyaya uymayan kurumsal mimarinin beklenen ve gecikmiş bir sonucudur.


Yorumlar


© Arda Tunca. Tüm hakları saklıdır.

Aksi belirtilmedikçe, bu sitedeki içerikler yazılı izin alınmadan çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya başka bir yerde yayımlanamaz.

bottom of page