top of page

Karamanlı İskender

7 gün önce
9 dakikada okunur

Bir aile hikayesini araştırmaya başladık ve bir süre sonra Karamanlidika çalışmalarına denk geldik. Kuzenim Onur Ertur ile atalarımızdan Konyalı Hacı Mehmet Efendi’nin geçmişini aile içindeki anlatılara başvurarak tahmin etmeye çalışıyorduk. Elimizdeki bilgilere dayanarak, kendisinin büyük olasılıkla 17. yüzyılın sonları ile 18. yüzyılın başları civarında Konya’dan Edirne’ye taşındığını tahmin ettik. Konya, Karamanlıların ve Karamanlidika’nın tarihinde önemli bir yere sahip. Kimdi Konyalı Hacı Mehmet Efendi? Nereden gelmişti ve Konyalı nitelemesi ne anlama geliyordu?


Karamanlıların derinliklerine indikçe, Osmanlı İmparatorluğu halklarını 19. ve 20. yüzyılların milliyet algısı çerçevesinde anlamanın ne kadar büyük bir anakronizme neden olduğu çok net olarak ortaya çıkıyor. Dil, din, alfabe, coğrafya ve siyasi aidiyet o dönemlerde her zaman birbirleriyle örtüşen kavramlar değildi. Bu tarihsel karmaşıklığı Karamanlidika çalışmaları son derece çarpıcı çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. Karamanlidika çalışmaları, önemli ölçüde Osmanlı İmparatorluğu’nun Türkçe konuşan Ortodoks Hristiyan topluluklarının Yunan alfabesiyle yazdıkları Türkçe metinlerini anlatıyor.


Evangelia Balta’nın çalışmalarıyla karşılaşmam benim için bir dönüm noktası oldu. Yunan harfleriyle yazılmış Türkçe metinler, Osmanlı İmparatorluğu’nun kültür tarihine açılan müthiş bir perspektif sundu.


Karamanlidika çalışmalarına YouTube’daki Kafa Kafaya programında Rebetiko üzerine yaptığımız bir programda da yer verdim. Müzik, dil, göç, din ve kent! Hepsi, sonraki yüzyılların tarih anlatılarının geçmişe dönük olarak çizdiği siyasi sınırların çok ötesindeydi.


Artemis Papatheodorou’nun yakın zamanda yayımlanan “Bir Grek-Türk Büyük İskender’i: 1843 Tarihli Karamanlı Phyllada’sı” başlıklı makalesiyle karşılaşmamı sağlayan kişi, arkadaşım Athos Charalambous oldu.


Papatheodorou’nun çalışması dikkatle okunması gereken bir metin. Çalışmanın konusu, 1843’te İstanbul’da yayımlanan 336 sayfalık bir kitap: Büyük İskender’in yaşamını ve maceralarını anlatan popüler Yunanca Phyllada tou Megalexandrou adlı eserin Yunan harfleriyle basılmış Türkçe çevirisi.


Papatheodorou, bu “Karamanlı İskender”in nereden geldiğini, hangi İskender geleneğine ait olduğunu, O’nu kimin çevirip yayımladığını, çevirmenin kaynak metne ne ölçüde bağlı kaldığını, kitabı kimlerin okumasının beklendiğini ve kitabın hangi kültürel ve ahlaki amaca hizmet etmek için hazırlandığını soruyor ve cevaplıyor.


Araştırmasının merkezinde, Agapios Papazoglou adlı Ankaralı bir kitapçı, ciltçi, yayıncı ve çevirmen bulunuyor.


Karamanlidika ve Kategoriler


“Karamanlidika”, genel olarak Yunan harfleriyle yazılmış Türkçe el yazmalarını ve basılı eserleri ifade ediyor. Külliyat, dinî kitapları, din dışı edebî eserleri, gazeteleri, süreli yayınları, eğitim çalışmalarını, tıp yayınlarını, çevirileri ve cemaat belgelerini kapsıyor. Karamanlidika basımının tarihi yüzyıllar öncesine uzanmakla birlikte, yayıncılığın süreklilik kazanması özellikle 18. yüzyıldan itibaren gerçekleşiyor.


Anadolu’nun Türkçe konuşan Ortodoks halkları, Türkçe’nin günlük iletişim dili olabildiği ve yazılı Türkçe’de Yunan harflerinin kullanılabildiği kültürel bir ortamda yaşıyordu. Ortodoks dinî metinleri, Yunan edebiyat gelenekleri ve Türkçe konuşan Osmanlı toplumunda geniş ölçüde dolaşımdaki hikâyeler aynı anda yaşayabiliyordu.


Türkçe konuşan Ortodoks okurlar, Yunanca kaleme alınmış metinlerle sınırlı değildi. Balta’nın çalışmaları bu bakımdan son derece aydınlatıcı örnekler sunuyor. Köroğlu, Aşık Garip, Şah İsmail ve Nasreddin Hoca hikâyeleri gibi popüler anlatılar da Karamanlidika dünyasına girmişti. Dolayısıyla, bu terimlerin daha sonra kazandığı anlamlarla söz konusu eserler ne yalnızca Yunan ne de yalnızca Türk idi.


Karamanlidika çalışmaları Osmanlı tarihinin, Yunan ve Türk edebiyat tarihlerinin, çeviri çalışmalarının, kitap tarihinin, Anadolu’daki Hıristiyanlık tarihinin, toplum dil biliminin ve milliyetçilik tarihinin alanlarına nüfuz ediyor.


Evangelinos Misailidis’in 1871–1872 yıllarında dört cilt hâlinde yayımlanan Temaşa-i Dünya ve Cefakâr u Cefakeş adlı eserinin Karamanlidika çalışmaları çerçevesinde büyük önemi bulunuyor. Misailidis, dilde, olayların geçtiği mekânda ve anlatı yapısında değişiklikler yapıyor ve Osmanlı sözlü ve yazılı geleneklerinden aldığı unsurları metnine katarak eserini önemli bir kaynak esere dönüştürüyor. Temaşa-i Dünya, çevirinin bir kendine mal etme, dönüştürme ve kültürel üretim anlamına geldiğini anlatan örnek bir eser niteliğine bürünüyor.


19. yüzyılın Karamanlidika külliyatı, okumaya dair ilginin zamanla genişlediğini gösteriyor. Balta’nın bibliyografik çalışması, 1841–1850 döneminde din dışı yayınların sayısının ilk kez dinî yayınları geçtiğini ortaya koyuyor. Zamanla, dokuz dinî yayına karşılık on iki din dışı eser gibi bir oran söz konusu oluyor.


Papatheodorou, incelediği kitap tam olarak bu tarihsel döneme oturuyor. Karamanlı İskender, din dışı Karamanlidika yayınlarının sayıca dinî yayınları aşmaya başladığı ilk on yıllık dönem içinde, 1843’te ortaya çıkıyor. İskender’in Karamanlidika’ya gelişi, Türkçe konuşan Ortodoks Hıristiyanların erişebildiği basılı neşriyatta ortaya çıkan büyük bir dönüşümün parçası. Papatheodorou’nun yaptığı, bir edebî geleneğin diller arasında nasıl dolaştığına dair örnek sunmak.


Artemis Papatheodorou’nun İskender’i


Papatheodorou’nun yaklaşımı 1843’ten çok daha önceye gidiyor. Papazoglou’nun neyi çevirdiğini anlayabilmek için önce metnin kendi soyağacını anlamak gerekiyor. İskender Romansı olarak bilinen bir geleneği bilmeden Papatheodorou’nun çalışmasını anlamak pek mümkün değil. Gelenek, İskender’in M.Ö. 323’teki ölümünü takip eden yüzyıllarda Yunanca olarak gelişen, İskender’in yaşamını ve yaptıklarını kurgusal unsurlarla anlatan derlemelerden oluşuyor.


Papatheodorou, 1843’te Türkçe konuşan Ortodoks okura hangi İskender’in ulaştığını analiz ediyor.


İskender Romansı’nın farklı versiyonları var ve her biri yeniden yorumlanıyor, işleniyor ve okuyuculara sunuluyor. Bu kollardan biri zamanla, Phyllada tou Megalexandrou adlı eserin doğduğu popüler Yunan anlatı geleneğinin oluşumuna katkıda bulunuyor. Papatheodorou, Papazoglou’nun çevirisinin edebî kökenlerini analayabilmek için bu sürecin izini sürüyor.


İskender, zamanla yalnızca antik Makedonya tarihine ait olmaktan çıkmış bir tarihsel figürdür. Edebî İskender, tarihsel İskender’in fethettiği toprakların çok ötesine gitmiştir. Hikâyeler farklı coğrafyalara taşındıkça çeşitli toplumlar İskender’i kendilerine mal etmiş, değiştirmiş ve dinini, soyunu ve ahlaki amacını hikayelendirmiştir.


Papatheodorou, Karamanlı İskender’i geniş bir İskender gelenekleri coğrafyası içinde karşılaştırmalı olarak ele alıyor. İskender figürünün ne kadar farklı biçimlere girebilir hâle geldiğini göstermek için Yunan ve Osmanlı edebiyatının ötesine uzanıyor. Bu çerçevede, Papazoglou’nun bu çok sayıdaki İskender’den hangisini çevirmeyi seçtiğine odaklanıyor. Papatheodorou’nun bu soruya verdiği cevap, makalenin en önemli bulgusu.


Ankaralı Bir Kitapçı


Agapios Papazoglou Ankaralıdır, ancak İstanbul’da yaşamaktadır. Kapalıçarşı yakınlarındaki Sümbüllü Han’da bir ciltçilik işletmesi sahibidir. Ayrıca, kitap, defter ve diğer kırtasiye malzemeleri satmaktadır.


Papatheodorou’nun, Papazoglou’nun faaliyetlerini ortaya koyması, Karamanlidika kültürünün maddi altyapısını anlamaya yardımcı oluyor. Kitaplar, salt fikirler ile dolaşıma girmiyor. Çevirmenlere, matbaacılara, maddi kaynaklara, ciltçilere, satıcılara ve okurlara ihtiyaçları var. Papazoglou, bunlardan birkaçını birden üstleniyor.


1843 tarihli yayının günümüze ulaşan sayfaları Papatheodorou’nun söz konusu ticari dünyayı bize ulaştırmasını sağlıyor. 1843–1844 yıllarında Papazoglou’nun Sümbüllü Han’daki iş yerine gelen müşteriler çoğu dinî nitelikte olan Karamanlidika kitaplarını ve risalelerini satın alabiliyordu. Papatheodorou, ciltçilik, kitapçılık ve kırtasiyecilik birleşimini başka yerlerdeki 19. yüzyıl kitapçılığının ekonomik koşullarıyla karşılaştırıyor.


Papazoglou’nun yayıncılık faaliyetleri çerçevesinde Pythia (Atina, 1840), Çeşitli Diyaloglar Derlemesi (Atina, 1840), Masaliye Hekayetir (Atina, 1840; 1867’de yeniden), İrfan-name (İstanbul, 1846) ve Holera Risalesi (1848) gibi eserler de satılan eserler arasında yer alıyor. Ayrıca, dinî bir eser olan İbadetname’yi 1844’te İstanbul’da yayımlıyor. Balta, ahlaki hikâyeleri ve Avrupa’dan çevrilen metinleri Karamanlidika dünyasına taşıyan İrfan-name’ye dikkat çekiyor.


Papatheodorou, Papazoglou’nun yalnızca bir çevirmenden ibaret olmadığını gösteriyor. Papazoglou, fikirleri dolaşıma sunan altyapının bir parçası. Kitapları ciltliyor, satıyor, yayımlıyor ve çeviriyor. 1843’te ise, Türkçe konuşan Ortodoks okurlara Büyük İskender’i sunuyor.


Hangi İskender?


19. yüzyıla gelindiğinde, dünyada tek bir İskender olduğunu söylemek mümkün değildir. Tarihsel İskender M.Ö. 323’te ölür ama edebî İskender iki bin yılı aşkın süre boyunca yolculuğuna devam eder. İskender Romansı adı verilen derlemeler, ardı ardına gelen Yunanca sürümler aracılığıyla gelişir ve çok sayıda dilde ve dinî çevrede dolaşıma girer. İskender, bu yolculuk sırasında farklı toplulukların ahlaki, siyasi ve teolojik ihtiyaçlarına göre yorumlanır ve biçimlenir.


İskender, Pers ve İslam geleneklerinde İskandar ya da İskender adını alabilir ve Yunan geleneklerindekilerden çok farklı özellikler kazanabilir. Malay Takımadaları’nda Hikayat Iskandar Zulkarnain, İskender’i Müslüman bir hükümdara ve İslam savaşçısına dönüştürür. Anlatının Budizmi olumsuz biçimde temsil etmesi, Budizmin daha önce etkili olduğu bir yapıda İslamiyet’in yayılmakta olduğu bir toplum için bir anlam taşır.


Papatheodorou’nun karşılaştırmalı olarak sunduğu boyut çok önemli ve çarpıcı. Malay örneği, İskender’in yeni bir din ve dil ortamına girdiğinde neler yaşanabileceğini anlatır İskender’i kabul eden kültür, İskender’i yeniden biçimlendirebilir. İskender, Müslüman olabilir, farklı bir soyağacı kazanabilir ve yeni okur kitlesinin dinî düşmanlarıyla savaşabilir. Osmanlı dünyası da zengin bir İskender geleneğine sahipti.


Papatheodorou, makalesinde 1843 tarihli kitabın Osmanlı Türkçesi ile Karamanlı İskender gelenekleri arasındaki metinler arası aktarımları içeren Anadolu’ya özgü bir çeşitleme olup olamayacağını ele alıyor. Papazoglou, Yunanca’dan çeviri yaparken Osmanlı Türkçe’sindeki İskendername geleneklerinden yararlanmış olabilir miydi? Anadolu’da Müslümanlar ile Ortodoks Hıristiyanların yerel kültürün bazı unsurlarını paylaştığına ilişkin açık kanıtlar bulunduğundan, bu olasılık bir kenara atılamaz.


Papatheodorou, Karamanlı İskender’in Yunan geleneğinden ve özellikle Phyllada’dan türediğini ortaya koyuyor. Papazoglou’nun kendi İskender’ini Osmanlı Türkçe’sindeki İskender geleneğinden önemli ölçüde yararlanarak oluşturduğunu gösteren ikna edici bir kanıt bulunmuyor.


Anlaşıldığı kadarıyla Papazoglou, Osmanlı Türkçe’sinde yazılmış bir İskendername’yi alıp Yunan harfleriyle Ortodoks okurlar için yeniden üretmemiştir. Papatheodorou’nun, Sfoini’nin önceki bir  analizinden yararlanarak yaptığı metin karşılaştırması, kaynağın Yunanca Phyllada tou Megalexandrou olduğunu gösteriyor. Bu eserin kökeni de Yunanca İskender Romansı geleneğine uzanıyor. Özetle, Papazoglou Phyllada’yı Türkçe’ye çevirmiştir.


Papazoglou’nun İskender’i, bazı Doğu geleneklerinde bulunan İslamlaştırılmış İskender değildi. Pers dünyasının İskender edebiyatındaki kraliyet soyağacı da Papazoglou’nun İskender’ine eklenmemişti. Papazoglou, Yunanca Phyllada’nın başlıca özelliklerini korurken bazı bölümleri sadeleştirdi, bazılarını genişletti ve zaman zaman bölüm ayrımlarını ve başlıklarını yeniden düzenledi. Anlatının Yunan soyağacı değişmiyor ama sunuluş biçimi farklı bir okur kitlesine göre uyarlanıyor.


Kısaca, edebî soyağacı Yunan’dır. Dili Türkçe’dir. Alfabesi Yunan alfabesidir. Yayımlandığı yer Osmanlı İstanbul’udur. Başlıca okur kitlesi Türkçe konuşan Ortodoks Hıristiyanlardır. Başkahramanı ise, Avrasya’nın büyük bir bölümünde dolaşıma girmiş bir edebî geleneğe aittir.


Kültürel Bir Tercih Olarak Çeviri


Çeviri, yalnızca bir dildeki sözcüklerin başka bir dildeki sözcüklerle çevrilmesi değildir.


Papazoglou’nun çeviri konusundaki insiyatifi, hedef okur kitlesi hakkında önemli mesajlar vermektedir. Phyllada, Osmanlı Rumları arasında yaygındı. Papazoglou bu eseri Yunan harfleriyle Türkçe’ye çevirdi. Aynı dinî ve farklı ölçülerde aynı kültürel dünyanın parçası olan ama özgün metni okuyabilecek kadar Yunanca bilmeyen Ortodoks Hıristiyanların bu edebî geleneğe erişmesini sağladı.


Papatheodorou, metnin ötesine geçerek kitabın kimlere ulaştığını da analiz ediyor. 1843 tarihli baskı, kitaba abone olanlara ilişkin bilgiler de içeriyor. Kitabın 1.000’den fazla nüshası önceden sipariş edilmiş ve aboneler özellikle Kapadokya’da yoğunlaşmıştı.


Peki, neden İskender? İskender, sadece eğlenceli bir fatih değil, bir erdemler hazinesi idi. Papatheodorou, makalesinde historia magistra vitae (tarih hayatın öğretmenidir) ifadesine özel vurgu yapıyor. Örnek yaşamları okumak okurları geliştirir.


Ortak ahlak, ortak duygular ve ortak kültürün ne olduğunu anlamak konusunda, daha eski bir çevirinin de Karamanlidika dünyasında önemli bir yeri vardır. Aristoteles’in Physiognomics adlı eserinin 1819’da İstanbul’da yayımlanan Karamanlidika baskısının önsözünde, Kayserili Anastasios Karakioulafis, Türkçe konuşan Ortodoks okurlara seslenirken Hellas’tan “en sevgili vatanı” olarak söz eder.


Papatheodorou, Papazoglou’nun tercihini geniş eğitim kavramı çerçevesinde değerlendiriyor. İskender’in seçilmesi kültürel açıdan taraflı bir duruma işaret ediyor. İskender’in erdemi, taklit edilecek örnekler olarak okura sunulabilirdi. Kitap, okurlarını daha iyi insanlar ve daha iyi Hıristiyanlar hâline getirmeyi, bireysel gelişim yoluyla da cemaatin ilerlemesine katkıda bulunmayı amaçlıyordu.


Papatheodorou, Papazoglou’nun amacını hem Yunan Aydınlanması’nın Osmanlı Ortodoks Hıristiyanları arasında var olan etkisiyle ve hem de Tanzimat ile bağlantılı reformcu ortamla ilişkilendiriyor.


Genellikle, Yunan Aydınlanması’nın Yunan devletinin kurulmasıyla sona erdiği kabul edilir. Papatheodorou, bu dönemlendirme yönteminin Osmanlı Rumlarına katı bir biçimde uygulanmaması gerektiğini belirtiyor. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ortodoks halklar arasında aydınlanma ile ilişkili eğitim ve düşünce akımları 19. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir.


Tanzimat, Osmanlı’da reform, akılcılık ve ilerlemeye ilişkin bir söylemin gelişmesine katkı sunmuştur. Karamanlidika da bu iki sürecin arasında gelişmiştir.


1849–1850 yıllarında İzmir’de yayımlanan ve daha sonra bir Karamanlı süreli yayınına dönüşen Mekteb’ül Fennuni Maşrıki (Doğu Bilgileri Okulu), bilgiye ve eğitime yönelik isteğin bir diğer göstergesidir. Dolayısıyla, Papazoglou’nun 1843 tarihli İskender’i geniş bir düşünce dünyasının bir parçasıdır.


Bunlar Gerçekten İki Ayrı Dünya mıydı?


Karamanlidika, Yunan ve Türk kültürleri arasında bir köprü olarak algılanıyor. Balta da Osmanlı İmparatorluğu’nun edebiyat ve yayıncılık kültürleri arasındaki etkileşimi vurguluyor. Papatheodorou’nun ifadeleri de Türkçe konuşan Ortodokslar, Türkçe ve Yunanca konuşulan dünyalar arasında köprüleri kuruyor. Karamanlı İskender de bu özelliğin bir parçası. Papatheodorou’nun ifadesiyle eser, özünde Phyllada tou Megalexandrou’nun Greko-Türkçe bir çevirisiydi. Yazısı Yunan, dili ise Türkçe idi.


Modern milliyetçilik, Osmanlı tarihini sonradan yorumlamakta kullanılan kategorileri önemli ölçüde etkiledi. Yunan ve Türk kimlikleri bariz ulusal sınıflandırmalara dönüştüğünde, bu kavramların geçmişteki sınırlarının tarihsel boyutunu incelemenin önemi arttı. Karamanlidika, geçmişe yönelik böylesine bir incelemede sorunlu bir durum ortaya koymaktadır.


Yunan harfleriyle yazılmış Türkçe İskender’i okuyan ve Türkçe konuşan bir Ortodoks Hıristiyan bize melez gibi görülebilir. Zira, Türk dilinin, Yunan alfabesinin ve Ortodoks dininin farklı ulusal kalıplara ait görüldüğü kategoriler zamanla gelişmiştir. Ancak, 19. yüzyıl okurunun bu kültürel çeşitliliği bugünün yaklaşımlarıyla değerlendirmediğini düşünmemiz için çok fazla örneğe sahibiz.


Karamanlidika okurları Yunan İskender’iyle karşılaşırken Köroğlu’nu, Aşık Garip’i, Şah İsmail’i ve Nasreddin Hoca’yı da biliyordu. Misailidis, bir Yunan romanını alıp Osmanlı dünyasına ait mekânlar, ifadeler, anekdotlar ve folklor aracılığıyla yeniden yazabiliyordu. Kapadokya’daki Müslümanlar ve Ortodoks Hıristiyanlar aynı yerel geleneklere dahil olabiliyordu. Söz konusu insanlar dışarıya kapalı kültürel topluluklar halinde yaşayan halklar değildi.


Papatheodorou’nun Osmanlı Türkçe’sindeki İskender geleneğiyle etkileşim ihtimalini sınamış olması son derece önemli. Papazoglou’nun metninin bu geleneğe bağımlı olmadığı sonucuna varması, toplulukların kültürel olarak birbirinden kopuk yaşadıklarının bir kanıtı değil.


Papazoglou’nun İskender’i ve Osmanlı Kültür Dünyası


Papatheodorou, 1843 tarihli Karamanlı İskender’in Osmanlı Türkçe’sindeki İskender geleneğinden çok, büyük ölçüde Yunan İskender geleneğine ait olduğu sonucuna varıyor.


Papazoglou’nun kitabı, kültürel aktarımın yalnızca dillerin izini sürerek yeniden kurulamayacağını gösteriyor. Sadece Türkçe’nin izini sürsek, kitap Türk edebiyatı tarihine dâhil edilebilir. Alfabenin izini sürsek, Yunan bibliyografyasının alanına girebilir. Dini esas alsak, Osmanlı Ortodoks tarihine ait olur. Edebî soyağacının izini sürsek, Yunanca İskender Romansı’nın bir parçası olur. Üretildiği yeri ve okur kitlesini esas alsak, 19. yüzyıl Osmanlı toplum tarihinin içinde yer alır. Bu tanımların hepsi doğru olmakla beraber, hiçbiri tek başına yeterli değil.


Papatheodorou’nun katkısı, söz konusu sınıflandırmalar arasında geçiş yapabilmemizi sağlamak. Papatheodorou, İskender geleneğinin tarihini Karamanlidika bibliyografyası, metin karşılaştırması, biyografi, kitapçılığın maddi tarihi ve okur kitlesine ilişkin kanıtlarla bir araya getiriyor. Böylece, 1843 tarihli cilt bir topuluğun kültürel yaşamına ilişkin bir kanıta dönüşüyor.


Karamanlidika çalışmaları, kategoriler arasındaki ilişkileri incelemek konusunda eşsiz bir hazine sunuyor.


Tarihsel İskender, böyle bir edebiyat için olağanüstü ölçüde uygun bir karakter. Tarihte, İskender kadar dilsel, dinî ve coğrafi sınırı aşmış bir kişilik var mıdır bilemiyorum. Yunan, Roma, Bizans, Süryani, Pers, Arap, Osmanlı ve Malay gelenekleri İskender’i kendilerine mal etmiştir. Tarihsel İskender, ölümünden sonra edebi İskender olarak hikâyelerle, tarihsel Makedonya kralının hiç ulaşamadığı kültür dünyalarını fethetmiştir.


Papatheodorou, sonuç bölümünde, İskender’in tarihsel olarak bütün dünyayı fethetmediğini, ancak edebî mirası ile dünyanın uzak köşelerine ulaştığını belirtiyor. Malay Takımadaları’ndan Osmanlı Anadolu’suna ve Balkanlar’a kadar çeşitli topluluklar İskender ile defalarca karşı karşıya gelmiş ve kendisine yeniden biçim vermiştir.


Malay Hikayat Iskandar Zulkarnain anlatısında İskender Müslümanlaştırılır. Papazoglou’nun çevirisinde ise İskender’in dinî kimliği değişmez. Anlatı Türkçe’ye aktarılır ama büyük ölçüde Yunan edebî geleneğine bağlı kalır. Edebî gelenek büyük ölçüde Yunan niteliğini korur, dili ise Türkçe olur.


Yunan ve Türk Ayrımının Ötesinde


Konyalı Hacı Mehmet Efendi’yle başlayan süreç, büyük bir tarihsel soruya dönüştü.


Her tarihsel topluluğun modern ulusal kategorilerden birine yerleştirilmesi gerektiği varsayımıyla tarih okumaları yapmaya başladığımızda anakronizm riskiyle karşı karşıya kalıyoruz. Karamanlidika çalışmaları, milliyetçilikten önce var olan dil, din, yerel unsurlar, okuryazarlık ve aidiyet kavramlarının yeniden düşünülmesinin zorunluluğunu çok güzel anlatan bir içeriğe sahip.


Temaşa-i Dünya muazzam bir örnek. Balta’nın bibliyografik çalışmaları, Karamanlidika yayıncılığının olağanüstü çeşitliliğini ortaya koyuyor. Papatheodorou ise, benzer bir şeyi Büyük İskender üzerinden gösteriyor.


Papatheodorou kitabın metinine ilişkin soyağacını inceliyor ve Yunanca Phyllada ile ilişkisini ortaya koyuyor. Ardından, Papazoglou çevirinin metne nasıl müdahale ettiğini ve Osmanlı Türkçe’sindeki İskender geleneğinden etkilenip etkilenmediğini inceliyor. Kitabın okur kitlesini belirliyor ve ahlaki amacını Yunan Aydınlanması ile Tanzimat’ın düşünsel ortamı içinde değerlendiriyor.


Ankaralı kitapçı Agapios Papazoglou, İstanbul’da Kapalıçarşı yakınlarında çalışırken Makedonyalı bir fatih hakkındaki popüler bir Yunanca anlatıyı alıyor, Türkçe’ye çeviriyor, Türkçe metni Yunan harfleriyle basıyor ve Anadolu’nun içlerine uzanan, büyük çoğunluğu Ortodoks olan bir kitleye satıyor.


Yunan edebiyatı mutlaka Yunanca yazılmak zorunda değildi. Türkçe, okur kitlesinin mutlaka Müslüman olduğu anlamına gelmiyordu. Yunan harfleri, metnin mutlaka Yunanca olduğunu göstermiyordu. Ortodoks cemaatine aidiyet, Türkçe konuşulan bir kültürel ortama katılmaya engel olmuyordu. Çeviri, bir hikâyeyi birbirinden kesin sınırlarla ayrılmış ulusal kültürlerin birinden diğerine taşımak hiç değildi.


Yorumlar


© Arda Tunca. Tüm hakları saklıdır.​

Aksi belirtilmedikçe, bu sitedeki içerikler yazılı izin alınmadan çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya başka bir yerde yayımlanamaz.

bottom of page