top of page

Karşılıklı Bağımlılık ve Yapısal Kırılganlık

Uluslararası siyaset ve ekonomide son dönemde yaşanan gelişmeler farklı alanlarda ortaya çıksalar da ortak bir yapısal mantığın parçalarıdır.



Avrupa Birliği, Çin’in tedarik zincirlerine olan bağımlılığını azaltmak ve endüstriyel dayanıklılığını güçlendirmek amacıyla yeni düzenleyici araçlar devreye sokmaya çalışmaktadır.


Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’ya yönelik askerî pozisyonunu yeniden değerlendirirken, teknoloji kısıtlamalarına ve sanayi politikası araçlarına başvurmaktadır.


Yakıt fiyatlarındaki artışlar Afrika’nın çeşitli bölgelerinde toplumsal huzursuzluklara yol açmaktadır.


Hürmüz Boğazı çevresindeki aksaklıklar yalnızca enerji arzını değil, gübre üretiminde kullanılan girdileri, endüstriyel gazları ve çeşitli stratejik hammaddeleri de tehdit etmektedir.


Tek tek ele alındığında, bu gelişmeler farklı alanlara aitmiş gibi görünmektedir. Bazıları güvenlik politikasıyla ilgilidir. Diğerleri teknoloji, enerji piyasaları, sanayi düzenlemeleri veya iç siyasi istikrarsızlıklarla ilişkilidir. Ancak bu gelişmeler ortak bir temel mekanizmaya işaret etmektedir. Devletler ve kurumlar, son derece entegre ekonomik sistemlerin yarattığı kırılganlıklara tepki vermektedir. Sorun, jeopolitik gerilimlerin yön verdiği karşılıklı bağımlılık koşullarında ortaya çıkan risklerin yönetilmesidir.


Soğuk Savaş sonrasında, uzun yıllar boyunca hâkim olan küreselleşme modeli, uzmanlaşma ve birbirine bağlı üretim sistemleri aracılığıyla önemli ekonomik kazanımlar yaratılmıştı. Ancak, bu mekanizmalar verimlilik üretirken yapısal kırılganlıklar da oluşturmuştur. Jeopolitik istikrar koşullarında bu kırılganlıklar çoğu zaman görünmez kalmıştır. Kırılganlıklar, parçalanan ve bloklaşan stratejik rekabet koşullarında görünür hâle gelmektedir.


Günümüzde yaşananlar uluslararası politik ekonominin örgütleyici ilkelerinde yaşanan derin bir dönüşüme işaret etmektedir.


Yapay Zekâ ve Altyapının Stratejik Dönüşümü


Yapay zekâ bu dönüşümü özellikle açık biçimde göstermektedir.


Yapay zekâ, artan oranda bir teknolojiden çok bir altyapı işlevi görmektedir. 19. yüzyılda demiryolları benzer bir konuma sahipti. Petrol ve elektrik 20. yüzyılda aynı rolü üstlenmişti. 21. yüzyılda ise, yarı iletkenler, bulut sistemleri, veri altyapıları ve yapay zekâ yetenekleri giderek benzer bir konuma yerleşmektedir.


Nvidia ürünlerine yönelik son kısıtlamalar söz konusu dönüşümü ortaya koymaktadır. Konu, sıradan bir ticari rekabet meselesi değildir. Yarı iletken sistemler stratejik varlıklar hâline gelmiştir.


Önceki teknoloji sektörlerinden farklı olarak gelişmiş yarı iletkenler, savunmadan yapay zekâya, finanstan sanayiye kadar çok sayıda alanın üzerinde yükseldiği temel bir teknolojik altyapı oluşturmaktadır.


Çin’in Huawei ve Cambricon gibi firmalara verdiği destek, dış teknolojik sistemlere olan bağımlılığı azaltmaya yönelik geniş kapsamlı girişimlerin bir parçasıdır. Benzer şekilde, ABD’nin ihracat kısıtlamaları da teknolojik üstünlüğü korumayı ve kritik kapasitelere erişimi sınırlandırmayı amaçlamaktadır.


Silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık” kavramı bu gelişmeleri anlamak için yararlı bir çerçeve sunmaktadır. Devletler giderek uluslararası ağlar içindeki konumlarını stratejik kozlar yaratmak amacıyla kullanmaktadır.


Bir dönem petrol yataklarını, enerji koridorlarını veya kritik hammaddeleri kontrol eden aktörler uluslararası sistemde önemli avantajlar elde ediyordu. Günümüzde ise benzer bir stratejik değer, gelişmiş yarı iletken üretim kapasitesi üzerinde hâkimiyet kurabilmekten kaynaklanmaktadır.


Amaç artık verimliliği en üst düzeye çıkarmaktan çok stratejik riskleri azaltmaktır. 


Coğrafyanın Geri Dönüşü ve İkame Olanaklarının Sınırları


Küreselleşme, coğrafyanın önemini yitirdiği yönünde bir algı yaratmıştır. Dijital teknolojiler ve entegre tedarik zincirleri, coğrafi kısıtların zayıfladığı izlenimini vermiştir. Son gelişmeler ise bu izlenimi yıkmıştır.


Hürmüz Boğazı bu gerçeği özellikle net olarak ortaya koymaktadır. Küresel petrol, sıvılaştırılmış doğal gaz ve endüstriyel emtia akışlarının önemli bir bölümü dar deniz koridorlarından geçmektedir. Bu güzergâhlarda yaşanan aksaklıklar, coğrafyanın küreselleşme tarafından ortadan kaldırılmadığını göstermektedir. Küreselleşme, coğrafi kısıtları daha büyük ve daha karmaşık ağlar içinde yeniden düzenlemiştir.


Stratejik darboğaz noktalarının önemi enerjiyle sınırlı değildir. Kritik altyapılar arasında deniz yolları, denizaltı kabloları, yarı iletken tedarik zincirleri, lojistik koridorları ve nadir toprak elementlerinin işlendiği sistemler de yer almaktadır. Küreselleşme, coğrafyanın görünür önemini azaltmış ancak yapısal önemini ortadan kaldırmamıştır.


Küreselleşmenin temel varsayımlarından biri, herhangi bir ürünün arzında sorun yaşandığında piyasaların zaman içinde yeni tedarikçiler yaratacağı düşüncesiydi. Bir ürün kıtlaştığında fiyatların yükselmesi, başka üreticileri devreye girmeye teşvik edecek ve böylece arz açığı kapanacaktı. Ancak, günümüz gelişmeleri bu varsayımın her koşulda geçerli olmadığını göstermektedir.


Birçok endüstriyel sistem uzmanlaşma sonucunda üretilen girdilere bağımlıdır. Rafineriler, bu durumun iyi bir örneğini sunmaktadır. Farklı rafineriler farklı ham petrol türlerini işlemektedir. Belirli kimyasal özellikler, farklı ham petrol türlerinin birbirlerinin yerine kullanılabilmesini sınırlandırmaktadır. Bu nedenle, belirli ham petrol kaynaklarının kaybı, alternatif üreticiler aracılığıyla her zaman telafi edilememektedir.


Günümüzde yaşanan aksaklıklar giderek yalnızca ham petrolü değil, dizel ve jet yakıtı gibi rafine ürünleri de etkilemektedir.


Benzer kısıtlar enerji piyasalarının dışında da görülmektedir. Helyum arzındaki azalmalar yarı iletken üretimini, bilimsel çalışmalarda kullanılan ekipmanları ve tıb ile ilgili teknolojileri etkilemektedir. Amonyak, fosfat, kükürt, metanol ve üre arzındaki düşüşler, gübre üretimi ve tarımsal sistemler üzerinde baskı yaratmaktadır.


Piyasaların hızla ikame ürünler yaratacağı yönündeki varsayım, günümüz üretim sistemlerinin jeopolitik gerilimlerin üst düzeye çıktığı koşullardaki karmaşıklığını açıklamaya yetmemektedir. Karşılıklı bağımlılık yalnızca ekonomileri birbirine bağlamaz. Aksaklıkların sistem içinde yayılabildiği birbirine sıkı biçimde bağlantılı yapılar da oluşturur.


Çevre Ekonomiler ve Sistemik Şokların Yayılması


Karşılıklı bağımlılıkların sonuçları, ekonomik şokların büyük ekonomilerin dışına taşarak daha kırılgan ülkeleri etkilemeye başladığında daha belirgin hâle gelmektedir. 

Günümüz krizleri belirli sektörlerle sınırlı kalmamakta ve birbirine bağlı sistemler üzerinden yayılmaktadır.


Enerji alanındaki aksaklıklar enerji piyasalarının çok ötesine uzanan etkiler yaratmaktadır. Enerji akışlarının bozulması ulaştırma maliyetlerini artırmaktadır. Yükselen ulaştırma maliyetleri endüstriyel üretimi ve tarımsal sistemleri etkilemektedir. Bu baskılar enflasyon dinamiklerine, döviz kuru baskılarına, mali yüklerin artmasına ve siyasi istikrarsızlığa katkıda bulunmaktadır.


Afrika’daki bazı ekonomiler bu dinamikleri özellikle belirgin biçimde göstermektedir. Kenya, Mozambik, Malavi ve Senegal gibi ülkeler yakıt piyasalarının çok ötesine uzanan ekonomik baskılar yaşamaktadır. Enerji kıtlıkları ulaştırma sistemlerini, gıda fiyatlarını, kamu maliyesini ve siyasi istikrarı etkilemektedir. Küresel sistemde ortaya çıkan sorunlar, en çok kırılgan ülkelerde hissedilmektedir. 


Yapısal asimetriler bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır. Büyük güçler stratejik rezervlere, daha güçlü finansman olanaklarına ve daha çeşitlendirilmiş sanayi sistemlerine sahiptir. Daha küçük ekonomiler ise, daha sınırlı uyum mekanizmalarına sahiptir. Dolayısıyla, karşılıklı bağımlılık yalnızca fırsatları değil, kırılganlıkları da dağıtmaktadır.


Stratejik Özerklik, Düzenleyici Güç ve Devletin Geri Dönüşü


Avrupa Birliği, küreselleşmenin en önemli projelerinden biri olarak ortaya çıkmıştır. Uzun yıllar boyunca ülkeler arasındaki ekonomik bütünleşmenin ve açık piyasaların refah ve istikrar getireceği düşünülmüştür.


Son gelişmeler bu modelin yeniden yorumlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Sanayi Hızlandırma Yasası, Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü, ekonomik baskıya karşı geliştirilen mekanizmalar ve sübvansiyon karşıtı soruşturmalar gibi yeni girişimler, ekonomik açıklığı korurken stratejik bağımlılıkları azaltmayı amaçlamaktadır.


Bu önlemler yalnızca geleneksel korumacılık olarak değerlendirilmemelidir. Bunlar, entegrasyonu korurken stratejik kırılganlıklara maruziyeti azaltma girişimleri olarak görülmelidir.


Bu süreç bir tür savunmacı kurumsalcılık olarak tanımlanabilir. Geleneksel korumacılık ekonomiyi dış rekabete karşı korumaya çalışıyordu. Yeni yaklaşım ise, dünyaya açık kalırken kırılganlıkları azaltmayı hedeflemektedir.


Düzenleyici sistemler giderek jeopolitik gücün araçları hâline gelmektedir. Avrupa Birliği bunun özellikle belirgin bir örneğidir. AB, tam anlamıyla birleşik askerî kapasitelere sahip olmasa da önemli bir düzenleyici nüfuza sahiptir.


Çinli firmalarla ilgili anlaşmazlıklar, düzenleyici gücün bir mücadele alanına dönüştüğünü göstermektedir.


Son gelişmeler devletin daha geniş kapsamlı geri dönüşüne de işaret etmektedir. Yarı iletken sanayilerinde, stratejik teknolojilerde ve savunma sektörlerinde devletin artan rolü daha derin bir yapısal dönüşümü yansıtmaktadır.


Devlet artık yalnızca düzenleyici olarak değil, yatırımcı, koordinatör ve stratejik aktör olarak da geri dönmüştür.


Sonuç


Temel soru artık kimin tek başına daha fazla kaynağa, teknolojiye veya askerî kapasiteye sahip olduğu olmayabilir.


Giderek daha önemli hâle gelen soru, karşılıklı bağımlılığın kaçınılmaz olduğu bir dünyada dayanıklılığın nasıl korunabileceğidir.


Küreselleşme, bağlantıları azami düzeye çıkarmayı ve mesafeleri azaltmayı hedeflemişti. Ortaya çıkan yeni dönem ise, maruziyeti yönetmeye ve kırılganlığı kontrol altında tutma çabalarını öne çıkarmktadır.


Bugünün uluslararası politik ekonomisi karşılıklı bağımlılığın sistemik kırılganlığın kaynağına dönüşmesine izin vermeden nasıl sürdürülebileceğine odaklanmayı gerekli kılmaktadır.

Yorumlar


© Arda Tunca. Tüm hakları saklıdır.

Aksi belirtilmedikçe, bu sitedeki içerikler yazılı izin alınmadan çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya başka bir yerde yayımlanamaz.

bottom of page