top of page

Yıkmak ve Yaratmak: Nietzsche'den Schumpeter'e Kapitalizmin Dönüşümü

51 dakika önce
16 dakikada okunur

Friedrich Nietzsche (1844–1900) ile Joseph Schumpeter (1883–1950), farklı dönemlerde ve farklı disiplinlerde çalışmış iki düşünürdür. Nietzsche, 1889'da yaşadığı ağır zihinsel çöküşün ardından felsefi çalışmalarını sürdürememiştir. Schumpeter, o tarihte henüz altı yaşındadır. Dolayısıyla, iki düşünürün kişisel olarak karşılaşması mümkün değildir. Ancak, Nietzsche'nin üst insan kavramı ile Schumpeter'in yaratıcı yıkım anlayışı arasında felsefi yakınlıklar bulunmaktadır.


Yeni olanın ortaya çıkışı ile mevcut olanın aşılması arasındaki ilişki felsefi yakınlığın merkezinde yer almaktadır. Nietzsche'de yerleşik değerlerin sorgulanması ve yeni değerlerin yaratılması vardır. Schumpeter'de ise, ekonomik yeniliklerin mevcut üretim biçimlerini ve ekonomik ilişkileri dönüştürmesi söz konusudur.


Nietzsche'nin üst insan (Übermensch) kavramı, 1883–1885 yılları arasında yayımlanan Also sprach Zarathustra: Ein Buch für Alle und Keinen (Böyle Buyurdu Zerdüşt: Herkes ve Hiç Kimse İçin Bir Kitap) adlı eserinde vücut bulur. Nietzsche, 1888'de yazdığı ve ölümünden sonra, 1908'de yayımlanan Ecce Homo: Wie man wird, was man ist (Ecce Homo: Kişi Nasıl Kendisi Olur)adlı eserinde de kavrama yeniden döner.


Üst insan, biyolojik veya ırksal bir üstünlüğü ifade etmez. Üst insan, bireyin kendisini aşabilmesi ve yeni değerler yaratabilmesiyle ilgili felsefi bir ideali anlatır. Yerleşik ahlaki değerlerin sorgulanması, değerlerin yeniden değerlendirilmesi ve güç istenci (Wille zur Macht) Nietzsche'nin düşüncesinin omurgalarıdır. İnsan, tamamlanmış ve değişmez bir varlık değildir. Kendini aşma, insanın mevcut değerlerle kurduğu ilişkiyi yeniden değerlendirmesini zorunlu kılar.


Schumpeter'in yaratıcı yıkım (creative destruction) kavramı kapitalizmin iktisadi gelişme sürecini açıklamaya çalışır. Schumpeter, Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi adlı eserinde kapitalizmin iktisadi yapısının sürekli olarak kendi içinde değiştiğini anlatır. Yeni ürünler, üretim yöntemleri, pazarlar ve örgütlenme biçimleri ortaya çıkarken mevcut ekonomik faaliyetlerin bir bölümü önemini kaybeder veya ortadan kalkar.


Yaratıcı yıkımın merkezinde girişimci yer alır. Girişimci, yeni bileşimleri (neue Kombinationen) gerçekleştirerek ekonomik faaliyetlerin yapısını değiştirir. Böylece iktisadi gelişme, mevcut üretimin niceliksel olarak artmasından çok daha farklı bir boyuta ulaşır.


Schumpeter'in girişimcisi, mevcut üretim imkânlarını yalnızca daha verimli kullanmaya çalışmaz. Yeni ürünler geliştirir, farklı üretim yöntemleri uygular, yeni pazarlara girer veya üretimi farklı biçimlerde örgütler. Schumpeter'in yeni bileşimler adını verdiği bu yenilikler, ekonominin mevcut işleyişini değiştirir.


Nietzsche'nin üst insanı ile Schumpeter'in girişimcisi arasında bir yakınlık söz konusudur. İki düşünür de mevcut düzeni değişmez kabul etmez. Nietzsche, sürü ahlakını ve yerleşik değerlerin sorgulanmadan benimsenmesini eleştirir. Schumpeter, iktisadi gelişmenin yalnızca mevcut denge koşulları içinde açıklanamayacağını anlatır. Diğer bir ifadeyle, piyasa dengesi statik değil, dinamiktir.


Nietzsche'de, insanın kendisini aşması ve yeni değerler yaratması felsefi bir sorundur. Schumpeter'de, girişimcinin yenilikleri kapitalizmin iktisadi yapısını dönüştüren faaliyetlerdir. İktisadi yönden başarılı bir yenilik, zorunlu olarak ahlaki açıdan daha iyi bir düzen yaratmaz. Schumpeter'in girişimcisi, yalnızca yenilikler yarattığı için Nietzsche'nin üst insanı olarak değerlendirilemez.


Nietzsche'de yerleşik değerlerin aşılması, insana yön veren değerlerin yeniden değerlendirilmesini gerektirir. Schumpeter'in yaratıcı yıkımı ise, kaos veya toplumsal kargaşa anlamına gelmez. Kapitalizmin iktisadi yapısının yenilikler üzerinden dönüşmesini açıklar. Bu dönüşümün toplumsal sonuçları olumlu veya olumsuz olabilir.


Nietzsche'nin üst insanı ile Schumpeter'in yaratıcı yıkımı arasındaki ilişki, değişim ve yaratıcılık düşüncesinin tarihsel köklerini araştırmaya, kapitalizmin kendi gelişmesiyle yarattığı çelişkileri incelemeye ve teknolojik ilerlemenin insanın gelişmesiyle aynı anlama gelip gelmediğini sorgulamaya imkân verir.


Bu makale ne anlatmaya çalışacaktır?


Önce, Nietzsche ile Schumpeter arasındaki düşünsel yakınlıklar ve temel ayrılıklar tarihsel bir çerçevede ele alınacaktır. Herakleitos, Goethe, Darwin ve Bergson'un değişim anlayışlarından Werner Sombart'ın kapitalizmin tarihsel gelişmesine ilişkin çalışmalarına uzanan bağlantılar incelenecektir. Ardından, yaratıcı yıkımın girişimcinin iktisadi konumunu nasıl değiştirebildiği ve kapitalizmin kendi varlık koşullarını nasıl zayıflatabildiği tartışılacaktır.


En önemlisi, tüm kavramsal yaklaşımlar ve anlatımlar son olarak günümüze ışık tutmak amacıyla kullanılacaktır. Yapay zekâ, otomasyon, sermayenin yoğunlaşması ve teknoloji üzerinden yaratıcılık ile insanın kendisini aşması arasındaki ayrım günümüz koşulları düşünülerek değerlendirilecektir.


Değişim Düşüncesinin Tarihsel Kökleri


Nietzsche'nin felsefi köklerinde dolanırken Herakleitos'a (M.Ö. yaklaşık 535–475) da değinmek gerekiyor. Herakleitos, evrenin değişmeyen varlıklardan oluşan durağan bir düzene sahip olmadığını anlatmıştır. Değişim, varoluşun temel özelliklerindendir. Karşıtlıklar arasındaki gerilim, dünyanın işleyişinden ayrı düşünülemez.


Nietzsche, Die Philosophie im tragischen Zeitalter der Griechen (Yunanlıların Trajik Çağında Felsefe) adlı eserinde Herakleitos'un değişim anlayışına güçlü bir atıfta bulunur. Varlığı (being) sabit ve değişmez olarak kabul etmez ve değişimin sürekliliğini öne çıkarır.


Schumpeter'in yaratıcı yıkımında da iktisadi düzenin değişmesi sistemin işleyişinin doğasında bulunur. Yeni teknolojiler eski teknolojilerin yerini alır ve mevcut iktisadi ilişkiler değişime uğrar.


Johann Wolfgang von Goethe (1749–1832), değişim düşüncesinin tarihsel anlatım sürecinde bir başka önemli isimdir. Goethe'nin doğa araştırmalarında Metamorphose (metamorphosis, başkalaşım) kavramı önemli bir yer tutar. Goethe, 1790'da yayımlanan Versuch die Metamorphose der Pflanzen zu erklären adlı çalışmasında, bitkinin yaprak, çanak yaprak ve taç yaprak gibi farklı organlarının birbirinden bağımsız oluşmadığını, aynı temel yapının değişime uğramasıyla ortaya çıktığını ileri sürer. Goethe'nin yaklaşımında doğa, tamamlanmış biçimlerden oluşmaz.


Nietzsche, Götzen-Dämmerung (Putların Alacakaranlığı) adlı eserinin “Bir Zamansızın Gezintileri” başlıklı bölümünde Goethe ile ilgili yorumlar yapar. Nietzsche, Goethe için “yaşamın farklı yönlerini bütünleştirmeye çalışan güçlü bir insan” der.


Goethe'de organik biçimlerin dönüşümü söz konusudur. Schumpeter'de, iktisadi yapıların inovasyon yoluyla değişmesi söz konusudur. Her iki yaklaşımda da değişim yer alıyor. Biyoloji ve iktisat bağlantısı kurmayı mümkün kılan bir nokta olarak çıkıyor karşımıza Goethe ve Schumpeter.


Değişime yönelik tartışmalarda Charles Darwin (1809–1882) ve evrim teorisi de doğal olarak yer almalı. Darwin, 1859'da tarihli On the Origin of Species (Türlerin Kökeni) adlı eserinde türlerin değişmez olmadığını anlatır. Canlılar arasında kalıtsal farklılıklar söz konusudur. Doğal seçilim (selection) sonucunda bazı kalıtsal özellikler kuşaktan kuşağa yaygınlaşabilir. Darwin'de evrim, mutlaka daha üstün bir canlıya ulaşmak anlamı taşımaz. Belirli koşullarda avantaj sağlayan bir özellik, başka koşullarda avantajını yitirebilir.


Nietzsche, insanı tamamlanmış bir varlık olarak görüyordu. İnsan, aşılması gereken bir varlıktı. Darwin, biyolojik değişimi anlatır. Nietzsche, insanın toplumun sunduğu değerleri aşabilmesini ve yeni değerler yaratabilmesini felsefi bir konu olarak ele alır.


Nietzsche, yaşamın yalnızca varlığını koruma ve çevreye uyum sağlama çabasıyla açıklanmasına karşıdır.  Jenseits von Gut und Böse (İyinin ve Kötünün Ötesinde) adlı eserinde, canlıların temel yöneliminin yalnızca kendilerini korumak olmadığını ileri sürer.


John Richardson, Nietzsche's New Darwinism (Nietzsche'nin Yeni Darwinciliği) adlı çalışmasında Nietzsche'nin düşüncesini evrimci yaklaşımlara bağlayarak inceler. Richardson, Nietzsche'nin Darwin'in evrim anlayışını bütünüyle reddetmediğini ileri sürer. Nietzsche, canlıların zaman içinde değiştiğini kabul eder. Ancak, yaşamın yalnızca hayatta kalma ve çevreye uyum sağlama çabasıyla açıklanmasına karşıdır. Canlıların davranışlarını anlamak için güç kazanma, gelişme ve kendini aşma eğilimlerini de mutlaka dikkate almak gerekir.


Schumpeter'de de evrim önemlidir. Capitalism, Socialism and Democracy (Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi) adlı eserinde kapitalizmi, doğası gereği iktisadi değişimin bir biçimi ya da yöntemi olarak tanımlar. Yeni ürünlerin, üretim yöntemlerinin, pazarların ve örgütlenme biçimlerinin ortaya çıkması, iktisadi yapıyı değiştirir. Yaratıcı yıkım, bu dönüşümün doğal bir sürecidir. Tüm değişim kapitalist sistemin kendi iç dinamikleri çerçevesinde gerçekleşmektedir.


Darwin'de doğal seçilim, Schumpeter'de de girişimcinin yenilikleri söz konusudur. Biyolojik evrimde kalıtsal farklılıkların ortaya çıkması ile bunların doğal seçilim yoluyla yaygınlaşması birbirinden ayrılabilir. Schumpeter'in girişimcisi, yeni bileşimleri bilinçli iktisadi eylemler yoluyla hayata geçirir. Bu nedenle, Schumpeter'in evrim anlayışı, Darwin'in teorisinin iktisada doğrudan uygulanması olarak düşünülmemelidir. Ancak, kavramları daha iyi anlamak açısından faydalı bir karşılaştırma olanağı sunmaktadırlar.


Henri Bergson (1859–1941), Darwin'in evrim teorisinin ortaya koyduğu felsefi sorunlara başka bir noktadan yaklaşır. Bergson'un 1907'de yayımlanan L'Évolution créatrice (Yaratıcı Evrim) adlı eseri, yaşamın gelişmesini mekanik neden-sonuç ilişkilerine indirgemeden açıklamaya çalışır. Bu noktada, mekanikleşen iktisat ile Bergson-Schumpeter bağlantısını ayrıca önemsemek ve dikkatle incelemek gerekir.


Bergson, yaşamın önceden belirlenmiş bir sonuca ilerlemediğini belirtir. Yeni olan, geçmişteki koşulların bir tekrarı ya da önceden hazırlanmış bir planın gerçekleşmesi değildir. Bu nedenle Bergson, hem yaşamı mekanik süreçlerle bütünüyle açıklayan yaklaşımları hem de evrimin önceden belirlenmiş bir amaca yöneldiğini savunan görüşleri reddeder.


Bergson'da durée (duration, süre) kavramı merkezi bir yerde durur. Süre, saatle ölçülen zamanın ötesinde, geçmişin şu anda yaşamaya devam ettiği ve geleceğin henüz belirlenmediği bir değişim ve dönüşüm sürecini anlatır. Zaman, birbirinden bağımsız anların yan yana dizilmesinden ibaret değildir.


Bu yaklaşım, Nietzsche'nin değişim düşüncesine yakındır. Her iki düşünürde de yaşam tamamlanmış ve değişmeyen bir varlık üzerinden açıklanamaz. Nietzsche, kişinin kendisini aşması ve değer yaratmasından söz eder. Bergson da yaşamın yaratıcı gelişimini ve zamanın niteliğini anlatır.


Bergson'un élan vital (vital impetus, yaşam atılımı) kavramı da bu bağlamda önemlidir. Bergson, yaşamın yaratıcı hareketini açıklamak için bu kavramı kullanır. Bergson, canlıların gelişiminin yalnızca fiziksel ve biyolojik neden-sonuç ilişkileriyle açıklanamayacağını ileri sürer. Evrim, önceden öngörülemeyen yenilikler ortaya koymaktadır.


Schumpeter'in ekonomik gelişme anlayışıyla Bergson'un yaratıcı evrimi arasında da bir yakınlık söz konusudur. Schumpeter'in girişimcisi, mevcut üretim imkânlarını yalnızca daha verimli kullanmaya çalışmaz. Yeni bileşimler gerçekleştirerek iktisadi sistemin işleyişini değiştirir.


Schumpeter'in 1911'de yayımlanan Theorie der wirtschaftlichen Entwicklung (İktisadi Gelişme Teorisi) adlı eserinde iktisadi gelişme, ekonominin kendi içinde yaşanan değişimlerle açıklanır. Girişimci, mevcut iktisadi düzenin mevcut işleyişinin dışına çıkar. Yeni ürünler, üretim yöntemleri, pazarlar, hammadde kaynakları veya örgütlenme biçimleri geliştirir.


Bergson'da yaşamın yaratıcı gelişimi vardır. Schumpeter'de ise, girişimcinin yenilikleri söz konusudur. Bergson yaşamın ve zamanın felsefi niteliğini araştırır, Schumpeter kapitalizmin iktisadi yapısını dönüştüren mekanizmaları açıklar.


Herakleitos, Goethe, Darwin ve Bergson değişimi farklı biçimlerde açıklamaktadır. Herakleitos'ta değişim ve karşıtlıklar, Goethe'de başkalaşım, Darwin'de doğal seçilim, Bergson'da yaşamın yaratıcı gelişimi. Bu yaklaşımlar aynı kuramsal temele elbette ki dayanmamaktadır. Ancak, değişimin nasıl gerçekleştiği ve yeni olanın hangi koşullarda ortaya çıktığı sorularının farklı alanlarda nasıl ele alındığını göstermektedir. Nietzsche'yi ve Schumpeter'i bu geniş tarihsel ve felsefi düşünce yelpazesinde değerlendirmek mümkündür.


Werner Sombart: Nietzsche'den Schumpeter'e Düşünsel Bir Bağlantı


Üst insan ve yaratıcı yıkım arasındaki ilişki için Alman iktisatçı ve sosyolog Werner Sombart'ın (1863–1941) çalışmalarına mutlaka başvurmak gerekir.


Sombart, kapitalizmin tarihsel gelişimini inceleyen Alman Tarihçi Okulu'nun önemli temsilcilerinden biridir. 1902'de yayımlanan Der Moderne Kapitalismus (Modern Kapitalizm) adlı eserinde üretim biçimlerinin, iktisadi kurumların ve toplumsal ilişkilerin zaman içinde nasıl değiştiğini inceler. Sombart'a göre kapitalizm, değişmeyen kurallarla işleyen bir ekonomik sistem değildir. Belirli tarihsel koşullarda ortaya çıkmış ve bu koşullar değiştikçe kendisi de dönüşmüş bir toplumsal düzendir.


Sombart'ın çalışmaları, Nietzsche'nin mevcut değerlerin aşılması ve yeni değerlerin yaratılması hakkındaki düşünceleri ile Schumpeter'in iktisadi gelişme anlayışı arasında bir bağlantı kurulmasına imkân verir.


Hugo Reinert ve Erik S. Reinert, yaratıcı yıkım düşüncesinin tarihini inceledikleri çalışmalarında Nietzsche, Sombart ve Schumpeter arasındaki düşünsel yakınlığa dikkat çekerler. Sombart'ın kapitalizmin gelişmesini açıklarken yıkım ve yenilenmeye verdiği önem, Schumpeter'in daha sonra yaratıcı yıkım olarak adlandıracağı sürecin düşünsel öncüllerinden biri olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, bu yakınlık üç düşünürün aynı kavramı kullandığı veya Schumpeter'in kavramını doğrudan Sombart'tan aldığı anlamına gelmemektedir.


Schumpeter, 1911'de yayımlanan Theorie der wirtschaftlichen Entwicklung (The Theory of Economic Development) adlı eserinde girişimcinin ekonomik gelişmedeki rolünü açıklamıştı. Girişimci, yeni ürünler geliştirerek, farklı üretim yöntemleri uygulayarak, yeni pazarlara girerek veya üretimi yeniden örgütleyerek ekonominin mevcut işleyişini değiştiriyordu. Schumpeter bu yenilikleri yeni bileşimler (neue Kombinationen) olarak adlandırıyordu. Ancak, yaratıcı yıkım (creative destruction) ifadesi, 1942'de yayımlanan Capitalism, Socialism and Democracy ile kavramsal kimliğine kavuştu.


Sombart da kapitalizmin gelişmesini yeni iktisadi faaliyetlerin ortaya çıkması ve bunların eski faaliyetlerin yerini alması üzerinden inceler. Yeni üretim yöntemleri, enerji kaynakları ve ekonomik örgütlenme biçimleri geliştikçe daha önce önemli olan faaliyetler gerileyebilir. Eski yapıların ortadan kalkması, kapitalizmin gelişimiyle iç içedir.


Sombart, söz konusu yaklaşımını 1913'te yayımlanan Krieg und Kapitalismus (War and Capitalism) adlı eserinde somutlaştırır. Avrupa'da ormanların yoğun biçimde kullanılması, bazı bölgelerde odun kıtlığına yol açmıştır. Odun arzındaki kısıtlar, başka koşullarla birlikte, alternatif yakıtların önemini artırmıştır. Kömür kullanımının yaygınlaşması ve demir üretiminde kok kömüründen yararlanılması, üretimin genişlemesine yeni imkânlar sağlamıştır. Böylece, daha önce oduna bağımlı olan bazı üretim faaliyetleri farklı enerji kaynaklarıyla sürdürülebilir hâle gelmiştir. Sombart'ın örnek olarak sunduğu bu tarihsel dönüşüm kapitalizmin gelişmesinde eski üretim koşullarının değişmesinin ne kadar önemli olabildiğini anlatmaktadır.


Bu noktada, önemli bir tespitin altı çizilmelidir. Sombart, Schumpeter'in yaratıcı yıkım kavramını önceden aynı adla tanımlamamıştır. 2026'da yayımlanan ve Krieg und Kapitalismus'u inceleyen bir akademik çalışma, Sombart'ın Schumpeter'le özdeşleşen schöpferische Zerstörung (yaratıcı yıkım) ifadesini kullanmadığını belirtir. Sombart'ın katkısı, kapitalizmin gelişimini eski iktisadi faaliyetlerin gerilemesi ve yenilerinin ortaya çıkmasını beraber değerlendirmesiyle ortaya çıkmaktadır.


Schumpeter, Sombart'ın tarihsel araştırmalarını ve kapitalizmin dönüşümüne ilişkin sorularını önemser, ancak çalışmalarını kuramsal açıklık ve analitik kesinlik açısından eleştirir. Schumpeter'in 1927'de Sombart üzerine yazdığı değerlendirme, iki iktisatçı arasındaki yöntemsel farklılığı gün yüzüne çıkarır. Schumpeter'in çalışmalarına ilişkin bibliyografyada yer alan bu değerlendirme, iki düşünürün ilişkisini ele alan sonraki araştırmalarda da incelenmiştir.


Sombart'ın eserleri, kapitalizmin gelişmesinde yıkmanın ve yaratmanın birlikte gerçekleştiği düşüncesinin Schumpeter'den önce tartışıldığını göstermektedir. Schumpeter, bu tarihsel gözlemin ötesine geçerek iktisadi değişimin nasıl ortaya çıktığını açıklamaya çalışmıştır. Girişimciye, yeniliğe ve mevcut üretim yapılarının dönüşümüne verdiği rol, yaratıcı yıkımı kapitalizmin işleyişine ilişkin bir iktisadi kuramın son derece önemli parçası hâline getirmiştir.


Nietzsche'den Sombart'a ve Schumpeter'e uzanan düşünsel bağlantı değişimi, yıkma ve yaratma çerçevesinde ele almaktadır. Ancak, bambaşka noktalardan yola çıkarak.


Üst İnsan ve Girişimci: Yaratıcılığın İki Farklı Anlamı


Schumpeter'in girişimcisi, mutlaka bir işletmenin sahibi veya sermaye sağlayan kişi değildir. Bir işletmenin yöneticisi, çalışanı veya kurucusu da yeni bir iktisadi faaliyeti hayata geçirdiğinde girişimcilik işlevini üstlenebilir. Girişimcilik, kişinin serveti veya toplumsal konumuyla değil, ekonomik yeniliği gerçekleştirmesiyle tanımlanır.


Schumpeter'in girişimcisi, ekonomik faaliyetlerin yapısını değiştirir. Yeni ürünler, üretim yöntemleri ve işletmeler ortaya çıkar, eskileri önemini kaybedebilir. Bir yenilik girişimciye kazanç sağlayabilir, üretimi artırabilir veya tüketicilere yeni imkânlar sunabilir. Ancak, aynı yenilik bazı işletmelerin kapanmasına, çalışanların işlerini kaybetmesine veya belirli mesleklerin ortadan kalkmasına da yol açabilir. Yaratıcı yıkımın iktisadi gelişme sağlaması, toplumsal sonuçların herkes için olumlu olacağı anlamına gelmemektedir. Teknolojik değişimin sağladığı kazançların toplumun farklı kesimleri arasında eşit dağılmaması, büyüme dönemlerinde gelir eşitsizliğinin artabilmesinin nedenlerindendir.


Üst insan, iktisadi başarıyla tanımlanmaz. Üst insan, yerleşik değerleri aşar, yeni değerler yaratır. Bu, Nietzsche’nin insan idealidir. Bu perspektifle, başarılı bir girişimci yalnızca yenilik yaptığı için Nietzsche'nin üst insanı sayılamaz. Nietzsche'nin üst insan düşüncesi, girişimcilik veya ekonomik başarı üzerine kurulmuş bir ideal değildir.


Nietzsche'de, yerleşik değerlerin aşılması, insanın nasıl yaşayacağı ve yaşamına hangi anlamı vereceği sorularıyla ilgilidir. Schumpeter'de, eski üretim biçimlerinin yerini yenilerinin alması ise kapitalizmin ekonomik gelişme sürecinin bir parçasıdır. Birinde insanın değerleri ve yaşamının amaçları, diğerinde iktisadi faaliyetlerin örgütlenmesi değişmektedir.


Nietzsche ve Schumpeter arasında zaman bakımından önemli bir farklılık vardır. Nietzsche'de kendini aşma, belirli bir başarıyla tamamlanan bir süreç değildir. İnsan, kendi değerlerini ve yaşamını sürekli yeniden değerlendirebilir. Schumpeter'de girişimcilik, belirli yeniliklerin hayata geçirilmesiyle tanımlanır. Bir girişimci yeni bir üretim yöntemini uyguladığında iktisadi değişim başlamış olur. Yeni yöntem yaygınlaşıp üretimin olağan bir parçasına dönüştüğünde, aynı faaliyeti sürdürmek artık girişimcilik işlevini yerine getirmek anlamına gelmemektedir.


Capitalism, Socialism and Democracy adlı eserinde Schumpeter, yeniliklerin giderek büyük işletmelerin araştırma ve geliştirme faaliyetleri içinde düzenli biçimde gerçekleştirilebileceğini ileri sürer. Daha önce bireysel girişimcinin öncülük ettiği yenilikler, uzmanların ve büyük kuruluşların yürüttüğü çalışmaların sonucu hâline gelebilir. Böylece, ekonomik yenilikler devam ederken bireysel girişimcinin kapitalizm içindeki önemi azalabilir.


Schumpeter’in dikkat çektiği gelişme, üst insan ile girişimci arasındaki ayrımı belirginleştirir. Nietzsche'de insanın kendisini aşması, bireyin kendi değerlerini yaratabilmesiyle ilgilidir. Schumpeter'de, kapitalizmin gelişmesi, ekonomik yeniliklerin bireysel girişimciden giderek daha bağımsız biçimde gerçekleştirilmesini mümkün kılar. Yaratıcılık ortadan kalkmaz. Ancak yaratıcılık, büyük işletmelerin ve uzmanlaşmış kuruluşların düzenli faaliyetlerinin bir parçasına dönüşebilir.


İki düşünür arasında mevcut koşulları değiştirme ve yeni olanı yaratma bakımından kuşkusuz ki büyük bir yakınlık söz konusudur. Ancak, yaratıcılığın anlamı ve tarihsel gelişimi açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Üst insan, felsefi bir idealdir. Girişimci, kapitalizmin gelişmesiyle birlikte rolü değişebilen bir aktördür.


Nietzsche'nin Nihilizmi ve Schumpeter'in Kapitalizmin Çözülmesi Tezi


Nietzsche'nin nihilizm anlayışı, yerleşik değerlerin geçerliliğini kaybetmesiyle ilgilidir. Die fröhliche Wissenschaft (Şen Bilim)'de yer alan Tanrı'nın ölümü, yalnızca dinsel inancın gerilemesini değil, Avrupa düşüncesinin dayandığı değerlerin sorgulanmasına da zemin sunmaktadır.


Schumpeter'de ise kapitalizmin başarısı, sistemin kendi varlığını sürdürmesini zorlaştıran koşullar yaratabilmektedir. Capitalism, Socialism and Democracy, kapitalizmin başarısının, kendisini ayakta tutan toplumsal ve kurumsal yapıları zamanla zayıflatabileceğini de anlatmaktadır. Büyük firmaların gelişmesiyle girişimciliğin kurumsallaşması, yeniliğin bireysel girişimcinin faaliyetinden çıkarak büyük örgütlerin rutin işleyişine dönüşmesi bu sürecin parçalarındandır.


Schumpeter'e göre kapitalizmin gelişmesi, girişimciliğin kurumsallaşmasının yanında, özel mülkiyetin geleneksel toplumsal dayanaklarını da zayıflatır. Büyük şirketlerin yaygınlaşmasıyla mülkiyet ve yönetim birbirinden uzaklaşır. Diğer yandan, kapitalizmin yarattığı eğitim imkânları, sistemi eleştiren entelektüel kesimlerin gelişmesine katkıda bulunur. Böylece, kapitalizmin başarısı sistemin toplumsal ve siyasal meşruiyetini kendiliğinden güvence altına almaz. 


Nietzsche'de yerleşik değerler kendi tarihsel koşulları içinde geçerliliklerini kaybedebilir. Schumpeter'de ise kapitalizmin gelişmesi, kapitalizmin dayandığı kurumları zayıflatabilir. Nietzsche'nin nihilizm çözümlemesi Batı düşüncesinin değerler alanında yaşadığı tarihsel krize ilişkindir. Schumpeter'in çözülme tezi, kapitalizmin ekonomik gelişmesinin toplumsal ve kurumsal sonuçlarına dayanmaktadır. Ortak nokta, bir düzenin dayandığı temellerin zaman içinde aşınabilmesidir.


Nietzsche, değerlerin meşruiyetiyle ilgili felsefi bir sorun üzerinde durmaktadır. Schumpeter, kapitalizmin başarısının toplumsal ve siyasal sonuçlarını düşünmektedir. Bu ayrım, günümüz kapitalizmi açısından son derece önemli mesajlar içermektedir.

Teknolojik gelişme hız kazanabilir. Ancak, kurumların ve toplumsal değerlerin değişim hızı asimetrik olabilmektedir. 


Tarihsel Zaman ve Kapitalizmin Dönüşümü


Bergson'un süre (durée) anlayışı ile Braudel'in uzun süre (longue durée) kavramı, zamanın farklı yönlerini ele almaktadır. Bergson, zamanın yaşanma biçimini ve değişimin sürekliliğini felsefi açıdan inceler. Braudel, tarihsel değişimin farklı hızlarda gerçekleştiğini gösterir. İki düşünürün yaklaşımları aynı kuramsal temele dayanmaz. Ancak, her iki kavramı beraber değerlendirmek Schumpeter'in yaratıcı yıkımını yalnızca teknolojik yeniliklerin ortaya çıktığı anlarla sınırlamadan değişimin sürekliliği ve tarihsel sonuçları açısından analiz edilmesine yardımcı olabilir.


Fernand Braudel (1902–1985), Annales Okulu'nun önemli temsilcilerinden biridir. 1958'de yayımlanan “Histoire et sciences sociales: La longue durée” (“Tarih ve Sosyal Bilimler: Uzun Süre”) başlıklı makalesinde, tarihsel değişimin farklı hızlarda gerçekleştiğini anlatır. Siyasal olaylar, ekonomik dalgalanmalar ve toplumsal yapıların dönüşümü aynı zaman ölçeğinde ilerlemez. Bazı olaylar birkaç gün içinde gerçekleşirken bazı ekonomik ve toplumsal ilişkiler yüzyıllar boyunca varlığını sürdürür.


Braudel'in yaklaşımında tarih, birbirini izleyen olayların toplamından oluşmaz. Bugünün koşulları, geçmişten devralınan kurumların, üretim biçimlerinin, coğrafi koşulların ve toplumsal ilişkilerin etkisi altında şekillenir.


Schumpeter'in yaratıcı yıkımı da ekonomik değişimin farklı zaman ölçekleri üzerinden incelenmesine imkân verir. Yeni bir teknolojinin geliştirilmesi kısa sürede gerçekleşebilir. Ancak, bu teknolojinin üretime yayılması, mevcut firmaların yerini yeni firmaların alması, işgücünün yeni beceriler kazanması ve ekonomik kurumların değişmesi daha uzun sürebilir.


Schumpeter'in teorisiyle Braudel'in tarih anlayışı birbirini tamamlar. Schumpeter, kapitalizmin ekonomik yapısını değiştiren mekanizmayı açıklar. Braudel ise, bu dönüşümün farklı tarihsel süreler içinde gerçekleştiğini anlamamıza yardımcı olur.


Schumpeter'de inovasyon ve girişimci, ekonomik değişimin merkezindedir. Braudel'de ise kapitalizmin tarihsel gelişimi, ticaret ağları, devletler, finansal ilişkiler ve ekonomik gücün yoğunlaşmasıyla birlikte incelenir. Özellikle Civilisation matérielle, économie et capitalisme, XVe–XVIIIe siècle (Maddi Uygarlık, Ekonomi ve Kapitalizm, XV–XVIII. Yüzyıllar) adlı eserinde kapitalizmi piyasa ekonomisiyle özdeşleştirmez. Kapitalizmin büyük sermaye birikimleri, ayrıcalıklar ve ekonomik gücün yoğunlaşmasıyla ilişkisini araştırır.


Yapay Zekâ, Yaratıcı Yıkım ve Teknolojik Tekelleşme


Yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesi, Schumpeter'in yaratıcı yıkım kavramının günümüzdeki karşılıklarından biridir. Yapay zekâ ile birlikte yeni ürünler, hizmetler ve iş modelleri ortaya çıkmaktadır.


Schumpeter'in 1911'de yayımlanan Theorie der wirtschaftlichen Entwicklung adlı eserinde geliştirdiği yeni bileşimler yaklaşımı bu noktada önem kazanmaktadır. Yapay zekâ, yenilik biçimlerinin birden fazlasını aynı anda etkileyebilecektir. Yazılım geliştirme, bilimsel araştırma, lojistik, finansal analiz ve sağlık hizmetlerinde yeni üretim yöntemleri ortaya çıkmaktadır.


Otomasyon, bazı görevlerde emeğin yerini sermayenin almasına yol açabilmektedir. Ancak teknolojik gelişme, insan emeğine ihtiyaç duyulan yeni görevler de yaratabilmektedir. İstihdam üzerindeki toplam etki, bu iki sürecin birlikte nasıl geliştiğine bağlıdır.


Yeni teknolojiler eski firmaların yerini alırken ekonomik gücün sürekli olarak el değiştirmesi mi beklenmeli? Yoksa inovasyonun kendisi, bazı firmaların ekonomik gücünü daha da artırabilir mi?


Schumpeter, Capitalism, Socialism and Democracy adlı eserinde büyük firmaların ve piyasa gücünün inovasyonla ilişkisini de incelemektedir. Yeni ürünlerin, yeni teknolojilerin ve yeni örgütlenme biçimlerinin yarattığı rekabetin önemini vurgulamaktadır.


Schumpeter'in yaratıcı yıkımı, bütün piyasalarda çok sayıda küçük firmanın bulunmasını gerektiren bir rekabet anlayışına dayanmamaktadır. Büyük firmalar da inovasyonun önemli aktörleri olabilmektedir.


Bugün, dijital platformlarda ağ etkileri, veri birikimi, yüksek başlangıç maliyetleri ve kullanıcıların başka hizmetlere geçiş maliyetleri, bazı firmaların piyasa gücünü korumasına neden olabilmektedir. Yapay zekâ alanında, gelişmiş işlemci kapasitesine, büyük veri merkezlerine, finansman kaynaklarına ve dağıtım kanallarına erişim önemli rekabet koşulları yaratabilmektedir. Bu koşullar, yeni firmaların piyasaya girişini zorlaştırabilir. İnovasyon devam ederken ekonomik gücün az sayıda firmanın elinde yoğunlaşması mümkündür.


Bugün, büyük teknoloji firmalarının sahip olduğu piyasa gücü ve yeni rakiplerin karşılaştığı engeller önemli bir gündem teşkil etmektedir. Benzer biçimde, rekabet ile inovasyon arasında her zaman ve her koşulda doğrusal bir ilişki bulunmamaktadır.

Yaratıcı yıkım yalnızca teknolojik yeniliklerin ortaya çıkmasıyla açıklanamamaktadır. Yeniliklerin kimler tarafından geliştirildiği, hangi ekonomik koşullarda kullanıldığı ve piyasa gücünün nasıl dağıldığı da önemlidir.


Braudel, kapitalizmin tarihini yalnızca serbest rekabetin gelişmesi üzerinden açıklamamıştır. Büyük ekonomik aktörlerin devletlerle kurduğu ilişkiler, elde ettikleri ayrıcalıklar ve piyasa üzerindeki güçleri de yaratıcı yıkım çerçevesinde düşünülmelidir.

Yapay zekâ teknolojilerinin yarattığı ekonomik dönüşüm hem Schumpeter'in yaratıcı yıkımı hem de Braudel'in kapitalizm anlayışı üzerinden değerlendirilebilir. Schumpeter, yeni teknolojilerin ekonomik yapıyı nasıl değiştirdiğini açıklarken Braudel, ekonomik gücün tarihsel olarak nasıl oluştuğunu ve korunduğunu araştırmak için bir çerçeve sunmaktadır.


Üst İnsan ve Yapay Zekâ


Schumpeter'in yaratıcı yıkımı, yapay zekânın kapitalizmin üretim yapısını nasıl değiştirdiğini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Üst insan, teknolojik gelişmenin insanın kendisini aşmasıyla aynı şey olup olmadığını sorgulamamızı sağlamaktadır.


Üst insan, teknolojik açıdan daha gelişmiş bir insan değildir. Daha fazla bilgiye sahip olmak, daha hızlı hesaplama yapmak veya daha karmaşık sorunları çözebilmek, Nietzsche'nin üst insanına ulaşmak anlamına gelmemektedir. Üst insan, insanın kendisine verilmiş değerleri sorgulaması ve yeni değerler yaratabilmesiyle ilgili bir idealdir.


Yapay zekâ belirli görevlerde insanlardan daha başarılı sonuçlar üretebilmektedir. Ancak bu durum, Nietzsche'nin sözünü ettiği kendini aşmanın gerçekleştiği anlamına gelmemektedir. Teknolojik ilerleme ile insanın kendisini aşması arasında zorunlu bir ilişki bulunmamaktadır. Bir teknolojinin neler yapabildiği ile insanların o teknolojiyi hangi değerler doğrultusunda kullanacağı farklı konulardır.


Zur Genealogie der Moral (Ahlakın Soykütüğü Üzerine) adlı eserinde Nietzsche, ahlaki değerlerin tarihsel kökenlerini araştırır. Değerlerin değişmez ve tarih dışı gerçekler olarak kabul edilmesine karşı çıkar. Yapay zekâ da insanın bilgi, emek, yaratıcılık ve karar verme hakkındaki yerleşik kabullerini yeniden değerlendirmesine yol açmaktadır. Nietzsche'nin üst insan kavramı, teknolojik gelişmeyi insanın gelişimiyle özdeşleştirmemek konusunda bir imkân sunmaktadır.


Otomasyon, Emek ve Yaratıcı Yıkımın Toplumsal Sonuçları


Schumpeter'in yaratıcı yıkımı, mevcut üretim yöntemlerinin ortadan kalkmasını ve yeni yöntemlerin ortaya çıkmasını açıklar. Ancak, söz konusu dönüşümün çalışanlar üzerindeki etkileri de irdelenmelidir.


Otomasyon bazı görevlerde emeğin yerini alırken, bazı görevlerde emeği tamamlamaktadır. Teknolojik gelişmenin emek talebini azaltan ve artıran etkileri söz konusudur. Ancak, yeni görevlerin yaratılması ile eski görevlerin ortadan kalkması aynı hızda gerçekleşmeyebilir. Bu nedenle, yaratıcı yıkımın teknik sonuçları ile toplumsal sonuçları birbirinden ayrılabilmektedir. Üretim artarken bazı çalışanların gelirleri azalabilmektedir. Yeni sektörler gelişirken eski sanayi bölgelerinde işsizlik ve ekonomik gerileme ortaya çıkabilmektedir.


Schumpeter'in kavramı, bu dönüşümün kapitalizmin işleyişinden kaynaklandığını açıklamaktadır. Ancak dönüşümün maliyetlerinin toplum içinde nasıl dağıldığını açıklamak için ücret oluşumu, eğitim, sosyal güvenlik ve ekonomik güç ilişkilerinin incelenmesi bir zorunluluktur.


Bu noktada, Braudel'in uzun süre yaklaşımı önem kazanmaktadır. Teknolojik değişim hızlanırken eğitim kurumları, mesleki beceriler ve sosyal güvenlik sistemleri aynı hızda değişmeyebilir. Dönüşümün farklı noktalardaki zaman farkı yaratıcı yıkımın toplumsal sonuçlarını etkileyecektir.


Nietzsche'nin Son İnsanı ve Teknolojik Konfor


Nietzsche'nin üst insan kavramının karşısına yerleştirdiği önemli figürlerden biri son insandır (der letzte Mensch, the last man). Also sprach Zarathustra – Ein Buch für Alle und Keinen eserinin önsözünde son insan, kendisini aşma arzusunu kaybetmiş, rahatlığı ve güvenliği öncelikli hale getirmiş bir insan tipidir. Büyük amaçlar ve yeni değerler yaratma isteği yerini mevcut yaşam koşullarından memnun olmaya bırakır. Bu kavram, günümüz teknolojik gelişmeleri açısından bir tartışma açmamızı sağlamaktadır.


Yapay zekâ ve otomasyon, insanların belirli faaliyetleri daha az emek harcayarak gerçekleştirmesini sağlayabilmektedir. Gündelik yaşamda kullanılan teknolojilerin konfor sağlayabildiği gözlemlenebilmektedir. Ancak, teknolojik konforun artması, insanın entelektüel ve yaratıcı kapasitesini mutlaka geliştireceği anlamına gelmemektedir. Bazı faaliyetlerin teknolojiye devredilmesi, insanların bu faaliyetlerle kurduğu ilişkileri değiştirebilmektedir.


Nietzsche'nin son insanı, teknolojik gelişmeye karşı bir argüman olarak da kullanılabilir. Tarih boyunca teknolojik gelişmelere karşı toplumsal tepkiler ortaya çıkmıştır. Bazı teknolojilerin belirli alanlarda kullanılması tepkilerin bir sonucu olarak engellenebilmiştir. Ancak, bir teknolojinin kullanımının sınırlandırılması ile teknolojik gelişmenin bütünüyle durdurulması aynı şeyler değildir. Bu açıdan bakılınca son insan, teknolojik ilerlemenin insanın amaçları ve değerleriyle ilişkisini sorgulamak için kullanılabilecek bir kavram olarak değerlendirilebilir.


Nietzsche’nin üst insanı mevcut değerleri aşmaya yönelirken son insan, mevcut koşullar içinde güvenli ve rahat bir yaşam aramaktadır. Bu karşıtlık, teknolojik gelişmenin insanı hangi yönde dönüştürdüğünü sorgularken kavramsal ve dolayısıyla felsefi karşılaştırmalar yapılabilmesine olanak tanımaktadır.


Yaratıcı Yıkım İnsanı da Dönüştürüyor mu?


Nietzsche ile Schumpeter, farklı soruların peşinden gitmiş iki düşünürdür. İki düşünür arasındaki yakınlık, mevcut olanın değişmez kabul edilmemesinde ve yeni olanın ortaya çıkışına verilen önemde bulunmaktadır.


Yaratıcı yıkımı, kapitalizmin gelişmesinin eski üretim biçimlerini, işletmeleri ve ekonomik ilişkileri nasıl değiştirdiğini açıklamaktadır. Bu süreçte üretim kapasitesi genişleyebilir, yeni ihtiyaçlar karşılanabilir ve daha önce mümkün olmayan faaliyetler gerçekleştirilebilir. Ancak, iktisadi gelişmenin sağladığı imkânların kimlere ulaştığı ve bunların hangi amaçlarla kullanıldığı, yaratıcı yıkım kavramından hareketle tek başına açıklanamaz.


Schumpeter'in kendisi de kapitalizmin gelişmesinin yalnızca yeni üretim imkânları yaratmadığını göstermektedir. Yeniliklerin büyük işletmelerin düzenli faaliyetlerine dönüşmesi, bireysel girişimcinin konumunu değiştirebilmektedir. Kapitalizmin başarısı, sistemi ayakta tutan toplumsal ve kurumsal dayanakları zayıflatabilmektedir. İktisadi gelişme ile kapitalizmin toplumsal meşruiyeti arasında zorunlu bir ilişki bulunmamaktadır.


Günümüzün yapay zekâ teknolojileri ile insanlar daha fazla bilgiye erişebilmekte, daha karmaşık işlemleri gerçekleştirebilmekte ve daha önce uzun zaman gerektiren faaliyetleri kısa sürede tamamlayabilmektedir. Ancak, insanın yapabileceklerinin artması, kendi yaşamının amaçlarını belirleme ve değerlerini sorgulama kapasitesinin aynı ölçüde geliştiği anlamına gelmemektedir.


Bir insanın belirli bir işi teknolojinin yardımıyla daha kolay gerçekleştirmesi mümkündür. Ancak, insanın söz konusu işi neden yaptığını, hangi amaca ulaşmak istediğini ve bu amacın kendisi için ne ifade ettiğini değerlendirmesi bambaşka bir boyuttur. Teknoloji ile bazı kolaylıklar edinilebilir. Ancak, insanın düşünme, sorgulama ve kendi kararlarını verebilme imkânları teknoloji kullanımıyla ne gibi bir değişime uğramaktadır?


Bilgiye erişimin kolaylaşması, daha önce ulaşılamayan düşüncelerle karşılaşmaya, yeni şeyler öğrenmeye ve yaratıcı faaliyetlere daha fazla zaman ayrılabilmesine neden olabilir. Diğer yandan, aynı teknolojiler bazı zihinsel faaliyetlerin sistemlere devredilmesine yol da açabilir. Teknik kapasite artarken bireyin düşünsel yeteneklerini kullanma ihtiyacı azalabilir. Hangi gelişmenin ağır basacağı, teknolojinin kendisinden kaynaklanabileceği gibi, nasıl kullanıldığına ve hangi toplumsal koşullar içinde yaygınlaştığına da bağlıdır.


Üst insan, kendisine sunulan değerleri sorgulama ve yeni değerler yaratma imkânını temsil ederken son insan, mevcut yaşam koşullarının sağladığı rahatlık ve güvenlikle yetinen bir insan tipini anlatmaktadır. Teknolojik konforun artması, insanı zorunlu olarak son insana dönüştürmez. Ancak, daha rahat yaşamak ile yaşamın amaçlarını sorgulamak arasındaki farkı düşünmemize yardımcı olur. Bu noktada, kişisel bir karar verilmesi söz konusudur. Gelişen ve yaşamlarımızı etkileyen teknolojiler karşısında Nietzsche’nin üst insanı mı, son insanı mı olacağız?


Verilecek kararın iktisadi boyutu da bulunmaktadır. Yapay zekânın geliştirilmesi ve kullanılması büyük sermaye birikimlerine, gelişmiş altyapılara ve güçlü kuruluşlara bağlı hâle gelmiştir. Teknolojik imkânların genişlemesi bir yanda dururken bu imkânlar üzerindeki kontrolün sınırlı sayıda yapının elinde yoğunlaşması da bir diğer gerçeklik olarak durmaktadır. İnsanların teknolojiden yararlanma kapasitesi artarken teknolojinin gelişme yönünü belirleme imkânları aynı ölçüde genişlememektedir.


Kapitalizmin yeni teknolojiler üretmesi, insanların kendi değerlerini yaratabildiği veya yaşamlarının amaçları üzerinde daha fazla söz sahibi olduğu anlamına gelmemektedir.


Teknolojideki gelişme yalnızca verimlilik artışı, büyüme veya yeni ürünlerin ortaya çıkmasına bağlı değişimlerle incelenemez. İktisat, sadece bu konu başlıklarıyla ilgilenemez. Toplumlar teknolojinin sağladığı imkânlardan hangi koşullarda yararlanmaktadırlar? Toplumlar, teknolojideki değişimin sonuçları üzerinde ne ölçüde etkili olabilmektedirler? Toplumlar, yaşamlarına ilişkin kararları özgürce verebilmekte midir?


Nietzsche ve Schumpeter bugün yeniden ve yeni bakış açılarıyla okunmalıdır. Kapitalizm, mevcut iktisadi yapıları nasıl yıkmakta ve yenilerini nasıl yaratmaktadır? İnsan, bu dönüşüm içinde kendisini ne ölçüde aşabilmekte ve kendi yaşamına yön verebilmektedir?


Birinci sorunun cevabı, ikinci sorunun cevabını kendiliğinden verememektedir. Kapitalizmin yaratıcı yıkımı ile insanın kendisini aşması arasındaki temel ayrım tam da bu noktada çakışmaktadır.


Yorumlar


© Arda Tunca. Tüm hakları saklıdır.​

​

Aksi belirtilmedikçe, bu sitedeki içerikler yazılı izin alınmadan çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya başka bir yerde yayımlanamaz.

bottom of page