Savaş, Tahvil Getirilerindeki Sıçrama ve Japon Yenini Kurtarma Operasyonu
- Arda Tunca
- 22 Ağu
- 3 dakikada okunur
Ortadoğu’da yaşanan jeopolitik gerilim, şişmiş ABD kamu borcu, sert dalgalanan tahvil faizleri ve Japon Yeni’ne müdahale birbiriyle bağlantılı dinamiklerin bileşenleridir.
Washington’ın İran’a uyguladığı deniz ablukası ve uyguladığı ekonomik baskı, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını neredeyse durma noktasına getirdi.
Arz yönlü baskı, enerji fiyatlarında sert bir yükselişe yol açtı. Enerji arzındaki darboğazlar, küresel piyasalara yayılan arz yönlü maliyet baskıları yarattı. Artan enerji maliyetleri ulaştırma ve imalat sektörlerine yansıdıkça, uzun vadeli enflasyon beklentileri yukarı yönlü fiyatlandı. Bu durum, merkez bankalarının faiz indirime ihtimalleri zayıflatırken tahvil getirilerini de yükseltti.
Jeopolitik kaynaklı enflasyon şoku, Washington’ın kırılgan olan mali yapısıyla üst üste bindi. ABD’nin brüt kamu borcu kısa bir süre önce $40 trilyon noktasını aştı. Yılda yaklaşık $3 trilyon, saniyede $91.000’den fazla artan federal borç yükü son on yılda ikiye katlandı.
ABD’nin federal bütçe açığı GSYH’nin yaklaşık %6’sı düzeyinde seyrediyor. Genişlemeci bütçe düzenlemeleri, artan sosyal güvenlik ve sağlık harcaması yükümlülükleri ile $1,5 trilyona yaklaşan savunma harcamaları, tahvil piyasasına sürekli olarak yeni devlet borçlanma araçlarının sürülmesine neden oluyor.
Bu yoğun arzın piyasa tarafından emilebilmesi gerekiyor. Ancak, yüksek enflasyon koşullarında yatırımcılar, uzun vadeli risk üstlenmenin karşılığında daha yüksek bir vade primi talep ediyor. Piyasaların “aşırı” olarak değerlendirdiği kamu borcu tahvil fiyatlarını aşağı çekerken piyasa faizlerini yükseltiyor. Sonuç itibarıyla, kamu borcunun faiz maliyeti ABD’nin toplam savunma harcamalarını aşan düzeylere ulaşıyor.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’ın tahvil geri alımlarının işlem başına $4 milyar çıkarılacağını açıklaması piyasaya destek mesajı vermeyi amaçlıyordu. Ancak, bu hamlenin etkisi son derece sınırlı. $32 trilyonu aşan ABD kamu borçlanma piyasasında, üç ayda yaklaşık $14 milyarlık ek geri alım, okyanusa atılan bir damla gibi. Bu müdahalenin uzun vadeli tahvil getirilerinin seyrini kalıcı biçimde değiştirmesi veya yükselişi durdurması mümkün görünmüyor.
Piyasa baskılarının gösterge niteliğindeki 10 yıllık ABD Hazine tahvili getirisini %4,75’e, 30 yıllık tahvil getirisini de son 20 yılın en yüksek düzeyi olan %5,34’e yaklaştırması, tahvil piyasasındaki oynaklığın tüketici kredilerine ve şirketlerin borçlanma maliyetlerine yayılma riskini ortaya çıkardı. Bunun üzerine, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent piyasaya doğrudan müdahale etti. Hazine, uzun vadeli nominal tahviller için planlanan geri alımları işlem başına $2 milyardan $4 milyara çıkaracağını açıkladı.
Bessent, uzun vadeli tahvilleri geri alırken yeni borçlanmayı kısa vadeli Hazine bonolarına kaydırarak piyasadaki uzun vadeli tahvil arzını yapay biçimde azaltmayı, uzun vadeli getirileri aşağı çekmeyi ve ekonominin genelindeki borçlanma maliyetlerini sınırlamayı amaçladı.
ABD kamu borcu sürdürülemez bir patikada ilerliyor ve son on yılda ikiye katlanarak $40 trilyon sınırını aşmış bulunuyor. İran’la girişilen gereksiz savaşın tırmandırılması mevcut baskıları daha da ağırlaştırıyor.
Askerî operasyonların ve deniz ablukasının finansmanı, bütçede öngörülmeyen harcamaların ivedilikle gerçekleştirilmesini gerektiriyor. Durum, aşırı arz baskısı altındaki ABD Hazine’sini piyasaya daha fazla borçlanma aracı sürmeye zorluyor.
Askerî harcamaların yarattığı genişleme, yüksek enflasyon ve artan uzun vadeli faizlerle doğrudan ilgili. Gösterge niteliğindeki tahvil getirileri uzun yılların en yüksek düzeylerinde kalmaya devam ederken hem mevcut borcun hem de yeni borçlanmanın finansman maliyeti yükseliyor. Net faiz ödemelerinin başlıca kamu harcama programlarından daha hızlı artması, savaş nedeniyle genişleyen bütçe açıkları yüksek borçlanma maliyetleriyle birleşince ABD’nin uzun vadeli mali görünümünü kırılgan hâle getiriyor.
ABD tahvil getirilerindeki yükseliş, Dolar/Yen kurunu 163 Yen’in üzerine taşıyarak Japon Yeni üzerinde olağanüstü bir değer kaybı baskısı yarattı ve Japon ekonomisinin istikrarını tehdit etmeye başladı. Bunun üzerine Japonya, Yen satın alarak para birimini desteklemek amacıyla $85 milyar ila $95 milyar arasında olduğu tahmin edilen devasa bir döviz müdahalesi gerçekleştirdi. Bu müdahale, ABD kurumlarının işbirliğiyle ve özellikle Federal Rezerv’in Yabancı ve Uluslararası Para Otoriteleri Repo Kolaylığı (FIMA Repo Facility) aracılığıyla gerçekleştirildi.
Sonuç olarak piyasalarda yaşananlar, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde verdiği ekonomik vaatlerle doğrudan çelişiyor. Enflasyonu hızla düşürmek, faizleri indirmek ve kamu borcunu azaltmak bir yana, yönetimin izlediği politika çizgisi (Orta Doğu’daki bütçelenmemiş savaş harcamalarından borçla finanse edilen mali genişlemeye kadar) tam tersi bir manzara ortaya çıkardı.
Söz konusu adımlar Amerikan mali gücünü yeniden tesis etmek yerine Trump yönetiminin uzun vadeli stratejik öngörü eksikliğini net olarak ortaya koyuyor. Gerçek bir politika uygulamasının yerini sonuçları hesaplanmamış riskler alırken ülke, yapısal mali istikrarsızlığın ileri aşamalarına doğru sürükleniyor.



Yorumlar